Analiz
Cumhurbaşkanlığı seçim süreci konusunda söyleyeceklerim birinin lehine bir başkasının aleyhine yorumlanabilir. Oysa cumhurbaşkanlığına seçilecek kişi, kim olursa olsun, beni kişisel olarak ilgilendirmiyor. Ne kimseden bir beklentim var ne de uğrayacağım kayıplar üzüntü yaratacak düzeyde olabilir. Analizlerimin doğruluğu sadece kişisel bir tatmin sağlar.
Bu tartışmalarda bir boyutun ihmal edildiğini düşünüyorum. Seçilecek kişi ülkemizin izleyeceği politikalar açısından ya da dünya ölçeğinde etkin olan güçlerin Türkiye üzerindeki projelerine etkisi bağlamında bir anlam ifade eder mi?
Ne kastettiğimi somut bir örnekle açıklamak istiyorum. 2002 seçimleri Sayın Gül’ün başbakanlığı ile sonuçlanmış ama Sayın Erdoğan meclis dışında kalmıştı. Var olan hukuk içinde bu durumun değişmesi mümkün görünmüyordu. Ancak CHP’nin de baş rolü oynadığı bir süreç Gül’ü yerinden etti ve Erdoğan’ı başbakan yaptı. Bu sadece, CHP’nin iddia ettiği gibi, demokrasinin gereğini yerine getirmek için mi yapılmıştı? Oysa aynı CHP Gül’ün cumhurbaşkanlığını engellemek için, tartışmalı bir süreci başlattı ve başarılı oldu. Bu defa demokrasi kaygısı taşıdığı da söylenemiyordu.
Gelişmeler demokrasi için sarf edilen gayretlerden kişisel pazarlıklara kadar uzanan bir çizgide değerlendirildi ama kimse bunun siyasi boyutuyla ilgilenmedi. Yani Gül’ün izleyeceği politikaların önünün kesilmesi gibi bir niyetin olup olmadığı sorgulanmadı. Bugün bile ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Bryza’nın Gül’ün adaylığına karşı çıkışı ülkemizde bir gerginliğe neden olacağı endişesiyle izah edildi. Böyle bir seçimin kendilerini ilgilendiren tek yanı müttefiki Türkiye’nin istikrarının bozulacağı endişesinden ibaret sayıldı.
Çevremiz için kıyamet senaryoları yazılırken, ABD’nin Irak’tan çekilmesiyle kanlı bir iç savaşın başlayacağı ve bunun, biz de dahil, tüm çevre ülkeleri içine çekeceği söylenirken sadece başörtüsü ile açıklanan bir sorunla uğraşmamız anlamlı olabilir mi? Ayrıca başbakanlığı aşıp cumhurbaşkanlığı kapısına dayanan başörtüsü çıtasının yükseltileceğine , başı açık bir cumhurbaşkanı eşi olsa bile, Çankaya kapısının herkese açılacağına düşünüyorum.
Bu durumda seçimden sonra bir gerginliğin olup olmaması, sanıldığının aksine, yönetici kadronun izleyeceği politikanın nasıl algılandığına bağlı olacaktır ve bunu sadece cumhurbaşkanlığı değil hükümetin yapısı da belirleyecektir.
Bu nedenle uzlaşmayı farklı tanımlıyorum ve bunun siyasi partiler arasında olmasının gerekmediğini, dünya dengeleriyle uyumlu bir kişinin seçilmesi halinde herhangi bir gerginliğin söz konusu olmayacağını söylüyorum.
Bu konuda iki farklı strateji uygulanabilir: Ya cumhurbaşkanlığına uluslararası siyaset açısından nötr bir kişi seçilir. Yani bu makam siyaset dışı bırakılır. Ya da izleyeceğimiz siyaseti temsil edecek ve dünyaya bunu ilan edecek bir kişi bu makama getirilir.
Sorun hiçbir biçimde ne demokrasi ne de başörtüsüdür. Türkiye’nin bu sorunların üstünde olduğunu kanıtlayacağını umuyorum.