Siyaset ve Düşünce Forumu Forum Ana Sayfa Siyaset ve Düşünce Forumu
www.siyasetvedusunce.net / www.hukukcugenc.com


Create your own forum on ForumUp.com, It's free, powerful, and fast! :-)
KULE GÜNLÜĞÜ / Tyrannos'un Yazıları
Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4
 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Siyaset ve Düşünce Forumu Forum Ana Sayfa -> Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Tyrannos
Yürüyen-İlerleyen Demokrat (Puanı: 20)


Kayıt: 14 Ekm 2007
Mesajlar: 53

 MesajTarih: Pts Ekm 15, 2007 8:50 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder Back to top

KULE GÜNLÜĞÜ / Arşivden Seçtiklerim - 4

GECE MÜZİĞİ

Gün ağardı

pencereler açık
rüzgar, az gelişmiş canlı gibi saldırgan

doğru ve derin nefesler alarak düşünmeyi sürdürüyorum

şimdi her şeyi anladım diyebileceğim bir varış noktasının yokluğu

rahatsız edici şeyler yine olacak
sorularım yine yanıtsız kalacak

dünya kalemin ucunda ama
yalnızlık hala yörüngede, çırılçıplak .

SAF IŞIK

Güneş çok güzel
meleklerin arasında
güzelliğini kaybetmek gibi bir kaygı taşımıyor
okşadığında
ne kadar da berraklaşıyor her şey
anında fark ediliyor dağların doğru sularda yüzmesi .

YOLCULUK

Mor bulutların altındayım

kemirgenler ülkesinde bir çalkantı

sabahlar, akşamlar nereye gidiyorlar
soramıyorum ?

üzerimde bir tuhaflık
kırık dökük yürüyorum .

ÜÇ BEYAZ AĞAÇ

ağaçlar çok mutlu olmalılar
öfkeli oduncuların egemenliğinde
ağaç olarak kalabilmişler
gölgelerinde çözmüşler gökyüzü yangınlarını

karmaşaları izlerken
özgürce düşünerek toprağı terletmişler
soğuk geceler uzağında ezilmiş onların

ağaçlar da ağaç
zaman tutsağı değil
yalnızlığım uyanıyor
yapraklarına dökülüyorum
uçarken yolumu uzatıyorum bu anıtlar üzerinden
yeniden doğuyorum böylece .

YANIK KOKUSU

Gün beklerken
dün çıktı yumurtalardan
taş kitaplar yazamadım

sonbahar bitkin
parçalandım işe yaramadı
öldüm işe yaramadı
yıldızlarım doğdu
kara deliklerden habersiz

işkencelerde mavi mutluluk bitkileri
koşarken uçmak
yaşarken sevmek

loş ışıklarda çocukluğumla kucaklaştım
sabahlar soyulmadan
izin verdim kaçmasına
kalın giysi gibi taşıyamaz kirli havaları
taşıyamaz

ormanlar soğuk bugün
ölülerse unutkan
yağmurlu içkiler içiliyor
inanılmaz acıklı kıvrımlarında yaşamın
her yer yanıyor
her yer .

UYARI

Sen
sensin
ben değilsin ki
düşündüklerimi düşün
hissettiklerimi hisset .

yorgunsun

unutma
tökezlersen
asla toparlanmana izin vermeyecekler .

Yazan ve paylaşan - Tyrannos
İzinsiz kopyalanamaz - çoğaltılamaz
Copyright
TYRANNOS Edebi Ürünler

_________________
Tyrannos Production 2007


En son Tyrannos tarafından Pts Ekm 15, 2007 10:42 pm tarihinde değiştirildi, toplam 4 kere değiştirildi
 
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder MSN Messenger
Tyrannos
Yürüyen-İlerleyen Demokrat (Puanı: 20)


Kayıt: 14 Ekm 2007
Mesajlar: 53

 MesajTarih: Pts Ekm 15, 2007 8:50 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder Back to top

KULE GÜNLÜĞÜ / Arşivden Seçtiklerim

ŞU AN

canım sıkılıyor
derin derin nefes alıyorum
resimlerine bakıyorum gözlerimi kırpmadan
başımı öne eğiyorum
sanıyorum ki
çenemden tutup kaldıracaksın
bana üzülecek bir şey olmadığını anlatacaksın
gözlerinle anlatacaksın
yıldızlar aynı anda sönüp yanacaklar
birbirimizin gözlerini sileceğiz
yaşama yeniden merhaba diyeceğiz .

Yazan ve paylaşan - Tyrannos
İzinsiz kopyalanamaz - çoğaltılamaz
Copyright
TYRANNOS Edebi Ürünler

_________________
Tyrannos Production 2007


En son Tyrannos tarafından Pts Ekm 15, 2007 10:40 pm tarihinde değiştirildi, toplam 5 kere değiştirildi
 
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder MSN Messenger
Tyrannos
Yürüyen-İlerleyen Demokrat (Puanı: 20)


Kayıt: 14 Ekm 2007
Mesajlar: 53

 MesajTarih: Pts Ekm 15, 2007 8:51 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder Back to top

Ben Kimim ?

Köklü bir ailenin tek çocuğu olarak
İzmir in Tire İlçesinde doğdum.
Lise eğitiminden sonra değişik iş kollarında çalıştım.
Gelişmiş ülkelerin farmakoloji ürünlerini,
yaşadığım bölgenin sık görülen rahatsızlıklarını araştırdım.
Kule Günlüğü logosu altında,
günümüz toplumunun iletişimini ve mutluluk anlayışını inceleyen
fikir içerikli kompozisyonlar, felsefi tarzda denemeler - şiirler yazdım.
Bunlar yurt içinde ve Türklerin yoğun olarak bulunduğu ülkelerde yayınlandığında ilgiyle izleyen okuyucular oluştu.
Ürünlerimin ağırlığı ve hedefi =
İnsana, uyanma ve düşünme eylemlerindeki sorumluluğunu hissettirebilmektir.
Birinci kitabım geçen yıl yayınlandı, ikincisini hazırlamaktayım.
Yalnız yaşıyorum.
Evimde odun ateşi kullanırım.

_________________
Tyrannos Production 2007


En son Tyrannos tarafından Pts Ekm 15, 2007 10:31 pm tarihinde değiştirildi, toplam 2 kere değiştirildi
 
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder MSN Messenger
Tyrannos
Yürüyen-İlerleyen Demokrat (Puanı: 20)


Kayıt: 14 Ekm 2007
Mesajlar: 53

 MesajTarih: Pts Ekm 15, 2007 8:52 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder Back to top

KULE GÜNLÜĞÜ /
Tanıyanlara ve Tanımayanlara


Geçmişte İzmir - Alsancak ’ta bir resim sergisini geziyordum. Sergi soyut çalışmalardan oluşuyordu. İçeride insanı dinlendiren hafif, çok hoş bir müzik …

Resimlerin arasında, uzaktan boş bırakılmış gibi duran bir kompozisyonun yanına doğru yaklaştığımda, köşesinde siyah leke gördüm. Bilinçli yapıldığını anladım. Kimyasal bir madde orada patlayıp yayılmış ya da bir böcek ezilmiş gibiydi. Dış ölçüler: Yaklaşık 1.5 x 1.5 metre, yani büyük beyaz bir kare.

Ressam hanım, az ileride gülümseyen yüz ifadesiyle, soru sormamı bekler gibiydi ama sadece selamlaştık. Tablosunda öyle geniş alanı, öyle tasarlamış olmasına ziyaretçiler ne diyebilir ki ?

Aynı eserin, verdiği mesaj yönünden yorumlanması ise farklı bir şey. Birikimi olan, düşüncesini, görüşünü nazikçe iletiyor zaten.

Şimdi durup dururken bunu niye anlattım ? Aşağıda bir yere bağlayacağım.

Ağır konuşmak tarzım değil, gerekirse konuşurum ( fizikteki etki - tepki olayı gibi ). Kendimi savunmuyorum. Elbette eksiklerim olabilir. Fakat beni üzen bir konuyu paylaşmak istiyorum. Nelerle karşılaşıyorum …

Yıllarca kitapçılara hiç uğramamış, yıllarca hiç şiir okumamış, yıllarca hiç kimseye iki cümle mektup yazmamış, yıllarca hiç kimseye küçük bir kitap armağan etmemiş, doğaya ve insanlara sevgiyle yaklaşamayan, yalnızca egoları ve maddi kazancı için yaşayan birinin, yolda ya da markette yanıma gelip, damdan düşer gibi, yazılarımın uzunluğundan ve bir şey anlayamadığından söz etmesi … Bunu yapanlar da, her şeyin en doğrusunu bildikleri iddiasıyla toplumda kültürlü geçinen insanlar … Dün Rus klasiklerini ellerinde dolaştırıp, bugün Kapitalizmin içinde kendilerini kaybeden insanlar … Vitrinlerinin gerisindeki asıl yaşadıkları dünyalarına bakıyorum. Sıradanın sıradanı. Yaşamlarında gerçek dostluk kavramı yok ya da kalmamış, vermek yok, yaşatmak yok. Yokluklar zinciri uzayıp gidiyor. Fakat tüketimin en hızlısını, en şiddetlisini uygulamaktalar. Doyumsuzluğun pençesine düşmüşler. Sohbet adı altında, başarılı dedikodu seansları düzenlemekteler … Gerçekte, aydın, demokrat, uygar ve toplumcu değiller ama öyle görünmeyi seviyorlar. Damatları, gelinleri bilmem nerede çalışıyorlarmış, 12 Eylül 1980 öncesi bilmem nerede protesto yürüyüşüne katılmışlar … Tanrı, insan, ülke, dünya, aşk konularında artık uzman olmuşlar … Şimdilerde, her tür mastürbasyonu onaylayan dinleyicilerin arasında demode nutuklar atmayı görev sayıyorlar … Ninem de konuşur memleket meselelerini …

Yaptıkları şey yararlı değil, zararlı …

Demek istiyorum ki bazı sorgulamalar samimi eleştiri değil, düşünenlerin emeklerine saygısızlık, moral bozma girişimi …
Nasıl bir yemek sofrasından ekmek, çorba, tatlı kaldırıldığında, kalan yiyeceklerle misafir ağırlanmış olmuyorsa, bir binanın duvarından tuğlaları söker gibi yazdığım kompozisyonun içinden sözcükleri, cümleleri çıkarırsam o acil ve önemli konu yeterince aydınlanmadan kapatılmış olur. Her işin hakkını vermek gerekir. Ben mi anlatamıyorum yoksa anlatmaya çalıştığım insanlar farklı bir gezegende mi yaşıyorlar ? Hoşuna gitmeyen okumasın efendim. Yukarıda sözünü ettiğim insanlar hiç okumasınlar.

Türkiye’de kalitelerini vurgulayıp duran gazetelerin renkli magazin sayfaları var. Mankenlerin, popçuların nasıl birbirlerini aldattıklarını, hangi bardan gece nasıl çıktıklarını yazıyorlar. Öyle değil mi ? Özellikle gençlerimiz belki onlar sayesinde kurtulur. Kurtuluşlarının kanıtlarını sergiliyorlar. Görüyorum, dudağına, burnuna, kaşına çivi çakanları, dövme yaptıranları. Boş karton kutu gibi bekliyorlar köşe başlarında, yozluğu benimsemişler … Atatürk’ün gençliği bu değil. Üzülüyorum, utanıyorum.

Dünyada Anarşizmin bile belirli kuralları vardır, yani bir yaşam felsefesidir, aptalca kopyacılık değil. Aykırı yaşamak, sanıldığı gibi bütünüyle bir sorumsuzluk ve her şeyi reddetme olayı değildir. Doğanın yasaları, çiğnenip geçilemez.

Kabul ediniz ki, bir yazarın duygularını, düşlerini, düşüncelerini, kurgularını, gözlemlerini kağıda dökmesi, yani yazma eylemi okuyucunun beklentisine göre, zevkine göre gerçekleşmez. Sipariş üzerine, konserve gıda hazırlamıyorum. Duyarlı, duygulu, yurtsever dostlar için yazıyorum. Edebi üretimin doğallığına, özgürlüğüne saygı duyulması gerekir. Ayrıca bütün güzel sanatlarda soyut, imgeli eserlere rastlamaktayız.

Bu yaşımdan sonra çizgimden, ilkelerimden ayrılacak değilim.
1) Ben ancak içimden geleni yazarım, yazıyorum.
2) Hangi konuyu, ne zaman ve nasıl yazacağıma başkaları değil, ben karar veririm.
Karar verirken düşünüyorum. Sorumluluk hissediyorum, uykusuz kalıyorum. Orta Asya Cumhuriyetlerinden Balkan ülkelerine kadar kompozisyonlarımı ulaştırıyorum. Devlet adamlarından çok davetler aldım. Bilen bilir, bu çabalarımdan maddi beklentim de hiç olmadı.

Bana bir şiir yazmadın diyenler de çıkıyor. Onlara soruyorum: Peki benim yaşamımda ne gibi derin iz bıraktınız, acılı günlerimde ne gibi bir sıcaklık gösterdiniz ki dünyanızdan, ruhunuzdan etkilenip duygularımı yazıya dökeyim ve size armağan edeyim ? Ayrıca, siyasi iktidara saldırmamı önerenler, benden hiç o tarz kaba makaleler beklemesinler. Çok istiyorsanız, hazırlayınız metni, altında kendi isminiz ve imzanızla birlikte korkmadan kendiniz gönderiniz Ankara ’ya. Ben sekreteriniz değilim.

Hükümetler üstü gizli güçler vardır Türkiye’de. Zeminler hazırlanır ve oyunlar oynanır ( politikada ). Karşı çıkanlar, kaybetmekle kalmazlar, yaşamları noktalanır. Bu demek değil ki her şeye boyun eğeceğiz. Mücadele, ortak bilinç ve tek yumrukla yürütülmeli.

Bakınız, yaratma özgürlüğüyle bütünleşmiş bir sanatçı, kendi alanının daraltılmasına, yolunun değiştirilmesine izin vermez. Bu arada altını çizerek belirteyim: Hiç kimse, ele aldığım toplumsal problemlerin dışında olduğunu yani kendisini ilgilendirmediğini söyleyemez. Türkiye ve dünya gerçeklerine sırtını dönemez. Bu topraklar kolay kazanılmadı ama geleceğimizi kaybediyoruz. Ülke olarak, kuşatma altında, beli kırık, felçli yaşıyoruz zaten. Herkes sorumlu, herkes suçlu … Deliler ve çocuklar hariç …

Bugün medyanın beslediği çok sayıda yazar var. Kalem tutan, daha doğrusu kalemi kullanan bazı yazarlar köle oldular. Çünkü satın alındılar ve her şeyin satılık olduğunu düşünüyorlar. Esprili, kısa yazıları fakat zehirli dilleri var. Burada isimlerini yazacak değilim. Hatırlamak bile istemiyorum. Kimileri kesinlikle halk düşmanı ama saygı görüyor, ödüller alıyor kendisi gibi düşünenlerin elinden. Dış güçlerin gönüllü savaşçısı. Kimi agresif yazarın elinde büyük bir tokmak, sözde uyarı için omzumuza vurup duruyor. Kimi onursuz yazarın çantasında bir yığın Amerikan reçeteleri, kronik hastalıklarımız sanki o ilaçlarla iyileşecek. Kimi bencil yazar, sokakta yoksul gördüğünde başını çeviriyor ve geceleri rakı masalarında kurtarıyor her sabah köşesinde karaladığı ülkeyi. Kimi yazar da kendini filozof sanıyor, fikirlerini okuyanlar kısa sürede doğru yolu bulacaklar … Kimi yazar üyesi olduğu internet sitesine yeni - güçlü bir kalem geldiğinde kıskançlık krizlerine giriyor.

İnandığımız, bizi bilgilendirdiğini sandığımız gazete yazarlarını ne kadar tanıyoruz ? Tanımamız güç. Çünkü onlar hep uzakta, hep locada oturuyorlar.

Tekelleşmiş medya, insanımızı dilediği gibi bilgilendiriyor ve yönlendiriyor. Dilediği gibi de uyutuyor. Dahası saf beyinlere, dilediği rüyaları bile yerleştiriyor. Korkuyorum akıntılarda daha da bitkin düşeceğiz …

Ne olursa olsun, Sezar ’ın hakkı Sezar ’a verilmeli. Sakın yanlış anlamayınız, ben kimseden övgü ve teşekkür istemiyorum. Eleştirilerin biçimsel değil, içerik açısından mantıklı, vicdani yapılması gerektiğini belirtiyorum.

Dudaktan çıkan söz bir enerjidir, ulaştığı her varlığı mutlaka etkiler. İnsan doğadaki konumuna bakarak, güzel düşünmeye, güzel konuşmaya ve elinden geldiğince güzel değerleri yaşatmaya çalışmalıdır. Olumsuz eleştirilerin ve uyarıların, mümkünse sürekli başımızda tepinen bazı sahte sanatçılara, sahte yazarlara gönderilmesini istirham ederim.

TEŞEKKÜR EDERİM
Tekrar buluşmak - görüşmek üzere

Yazan ve paylaşan - Tyrannos
İzinsiz kopyalanamaz - çoğaltılamaz

Copyright
TYRANNOS Edebi Ürünler

_________________
Tyrannos Production 2007


En son Tyrannos tarafından Çrş Ekm 17, 2007 11:03 pm tarihinde değiştirildi, toplam 2 kere değiştirildi
 
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder MSN Messenger
roxanne
Hacettepe Üni. Temsilcisi


Kayıt: 03 Eyl 2007
Mesajlar: 498
Konum: konu mu? ne konusu, ne alaka şimdi :))))

 MesajTarih: Sal Ekm 16, 2007 5:26 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder Back to top

bulanık sular'dan

"İnsan, aklının alamayacağı bir işleyişin içinde, eylemleriyle değiştiremeyeceği bir sistemin içinde, kısacık zaman dilimine sıkışmış, koşullarla ve zorunluluklarla sarmalanmış fakat kendini özgür sanıyor …

İnsan, ölümlü varlık, doğanın en akıllı kölesi. Zaman içinde, aptalca gururlara kapılması ne büyük saçmalık … "



acziyetimizin farkında değiliz çoğu zaman
halbuki; insanı insan yapan ve acziyetini azaltan farkındalıkları...

_________________
kimvurduya gitmesin; aşkıma ses ver..
uçarı değilim; kadir bilirim...
 
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
gerçek aydın
Koşan-Umut Vaad Eden Demokrat (Puanı:40)


Kayıt: 02 Eyl 2007
Mesajlar: 143

 MesajTarih: Sal Ekm 16, 2007 11:20 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder Back to top

bakıyorum da foruma her gün birbirinden değerli ve kaliteli kişiler üye oluyor.
yazılarının devamını dilerim tyrannos.
 
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
UÇURUM
Çalışkan Demokrat (Puanı: 60)


Kayıt: 11 Eyl 2007
Mesajlar: 281
Konum: özümden

 MesajTarih: Çrş Ekm 17, 2007 4:09 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder Back to top

paylaşımlar ve emeğiniz için teşekkürler...

_________________
VE SONUNDA ANLIYORDU KAHİN.HEP DEĞİŞEN DALGALAR HİÇ DEĞİŞMEYEN DENİZİN TEK GERÇEĞİYMİŞ...

(Cumhuriyetimizin ilk sözü laiklik değildir,Cumhuriyetimzin ilk sözü ''KAHROLSUN EMPERYALİZM''dir..)
 
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
roxanne
Hacettepe Üni. Temsilcisi


Kayıt: 03 Eyl 2007
Mesajlar: 498
Konum: konu mu? ne konusu, ne alaka şimdi :))))

 MesajTarih: Çrş Ekm 17, 2007 7:15 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder Back to top

gerçek işkenceler'den

"Zamanın ne anlama geldiğini ölenlere, yani bu dünyadan göçenlere sormak isterdim: Saflığımla, nelerin kurbanı ve nelerin katili olduğumu kavramam açısından … "

çok haklısın
onlara sormak lazım!
gerçi cevabını gayet iyi bildiğimizden böyle bir soruyu düşünüp irdeleme ihtiyacı duyuyoruz sanırım

zamanın ne kadar kıymetli olduğunu biliyoruz
ama hakettiği değeri ona hiç vermiyoruz
gerçekten tat alabileceğimiz hiç bir şeye zaman ayırmıyoruz
maddeye çok emek ve zaman harcıyoruz; bağlanıyoruz; maddenin kölesi oluyoruz

kötüsü;
bütün bunları sonunda pişman olacağımızdan eminken yapıyoruz


insan olmak...

_________________
kimvurduya gitmesin; aşkıma ses ver..
uçarı değilim; kadir bilirim...
 
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Tyrannos
Yürüyen-İlerleyen Demokrat (Puanı: 20)


Kayıt: 14 Ekm 2007
Mesajlar: 53

 MesajTarih: Sal Ekm 30, 2007 6:49 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder Back to top

KULE GÜNLÜĞÜ / Yol Çivileri

Saatimi sekize kurmuştum, ama çok daha önce uyandım. Pencereden içeri süzülen günün ilk ışıklarıyla sorumluluklarımı anımsayarak kalktım, çay koydum ve kahvaltı yaptım. Gözlerimi gökyüzüne dikerek bir bardak çay daha içtim.

Tatlı bir rüzgar esiyordu. Belirsiz, ama yine de umut dolu gündü …

Bu ılık sonbahar mevsiminde, her şeyin düşlediğim gibi olmasını diledim. Fakat içimde bir huzursuzluk vardı … Beni asıl sıkan, her şeyin fazlasıyla yüzeysel olmasıydı.

Elime aldığım dergilerin yararı yoktu. Aklım başka yerlerdeydi. Aynı sayfayı defalarca okuduğumu fark edince, yürümeye karar verdim. Kafamdaki düşünceleri atmak istiyordum. Sorularıma mantıklı yanıtlar bularak kendi kendime yardımcı olmam gerekiyordu.

İnsanın içinde bulunduğu andan daha iyi ve güzel bir zaman yok sanırım. Doğada, temiz havada yürürken, bütün gereksiz ayrıntıları bir kenara atarak herhangi bir konunun can alıcı noktasına gelip, en uygun ve en önemli kararlar verilebiliyor. Fakat insanın çok iyi anladığını sandığı şeyleri hiç anlamamış olduğunu anlaması garip bir duygu …

Bilinç, düşünceyle gerçekleşiyor. İnsanın bilinçli etkinlikleri, sağlıklı düşünmesinin sonucu. Toplum açısından bakıldığında, tarihten gelen kültürel zenginliğimizin sistemli biçimde zayıflatılmaya çalışıldığını görmek mümkün. Geleceğimize yönelik bütün çalışmalar dış güçlerin onayından geçiyor ne yazık ki.

Televizyon kanalları beyinlere hükmeden yaratıklar gibi … Uyuşturucu salgılıyorlar ve her şeyi kemiriyorlar. Dünyalarımıza giriyorlar izinsiz. Uzak kaldığımız, hayalimizde bile olmayan çirkinlikleri, yanlışlıkları doğru gibi sunuyorlar. Bir grup izleyicinin değerlerinin parçalanması, başka bir grup izleyicinin de posaya dönüştürülmesi sağlanmış oluyor. Sonuçta, boyanmış gözlerle bakan, oyulmuş gözlerle bakan insanlar asıl görmeleri gereken şeyleri görmemiş, kaçırmış oluyorlar.

Medya yaşamın her alanında etkili bir yönetmen oldu. Ekonomi, politika, sanat … Ayrıca Emperyalizmi kamufle etmekte de çok başarılı.

Yakın tarihlerde, bir gün baktım, televizyonda haber eşliğinde, oldukça yakından çekilmiş tankın paletlerinin görüntüsü … Dönüyor, dolayısıyla tank ilerliyor. Bir gün baktım, televizyonda haber eşliğinde, uygun adımda yürüyen askerlerin dizlerine kadar görüntüleri. Yani çok sayıda postal …

Dikkatimi çekti. Spiker önündeki metni okurken, bazı görüntüler eşliğinde dinletilen müzikler, korku, macera ve soygun filmlerinde tercih edilen özel müziklerin aynısı. Çoğu izleyici, haberin heyecanına kapılıp olayın parçası konumuna geliyor.

Saddam Hüseyin’in devrildiği günlerde, Irak’la ilgili yayınlanan haberlerde, egemenlerin silahlarının tanıtımı yapılmış, bu arada insan onuru da incitilmişti.

ABD, Irak halkının mutsuz olduğunu, demokrasiyle yönetilmediğini iddia etmişti. Irak’ta gerçekten bir değişim olması gerekiyorsa, bunu yine o ülkenin insanları başarmalıydı. Fakat ABD yöneticileri vahşice davranıp, kültürel değerlerin yıkılması, bir devletin parçalanması işlemlerini kademeli olarak başardılar.

Bugün ülkemizde de dış dayatmalar, diz çöktürücü ağırlık kazandı. Yalnızca kendimize güvenmek, kendimizi kurtarmak zorundayız. Çünkü bu son gemi bilinmeyen yöne doğru çekiliyor.

Yeryüzünde İngiltere, Amerika ve İsrail üçlüsünün mevcut barbarlıklarının süreceği anlaşıldı. Roller sonuna kadar oynanacak. Onlar yarınları belirlemişler. Onların kavgası yapılıyor her köşede. Ateşler onlar için yakılıyor … Tartışmalar, savaşlar, seçimler, belgeler, filmler, teknoloji hep onların geleceklerini sağlamlaştırmak için …

Uluslar arası stratejik düşünme grubu ( Asia Pasific Foundation ) başkanı Nj Gohel: Türkiye’nin, başarılı olmak istiyorsa, Irak sınırından en az 60 kilometre içeri girmesi gerektiğini ve çabuk olması gerektiğini söylüyordu geçen haftalarda. İngiliz Haber Ajansı Reuters, Avrupa’lı askeri ve siyasi uzmanlarla konuşuyordu sık sık. Paul de Bendern: NATO’nun ikinci büyük ordusu olan Türk ordusunun, PKK’nın deneyimli militanlarının uzun yıllardır elinde tuttuğu, zorlu bir coğrafyada takılıp kalmaktan kaçındığı yorumunu yaptı.

Devletimiz, ordumuz, dinimiz, paramız egemenlerin masalarında ele alınıyor ve bize sürekli sömürge gözüyle bakılıyor. Bizi bizden daha iyi kontrol ediyorlar. Yürümemizi istedikleri yolda gidiyoruz. Saygılı çocuklar gibiyiz …

Öğretim üyelerimizden biri katıldığı programda ( uyarı niteliğinde): ABD ’nin terör örgütüne para ve silah desteği belgelerle kanıtlandı. Sınırdan Türkiye ’ye gönderilen teröristlerin eğitimleri bölgedeki İsrail subaylarınca sağlanmaktadır. Komşumuz Yunanlıların da zaman içinde bu tür katkıları olmuştu dedi.

Ortadoğu, komploların, karanlık, sinsi ve kanlı işlerin döndüğü bir yer olma özelliğini koruyor. Çünkü buna düzenli katkı sağlayan çok sayıda gelişmiş ülke bulunuyor.

Derin bir soluk aldım … Elimdeki kalemi öylesine sıkı tutmuşum ki, ortadan ikiye bölünüverdi. Bana armağan edilen bir kalemi nasıl kırdım ?

Yaşadığım kentin sesi, sanki gerçek değilmiş gibi kulağıma uzaklardan ve boğuk biçimde geliyordu. Yüreğime bıçak gibi saplanan acılarımı bastırmak için tüm irademi kullandım. Hiçbir şeyin beni yıpratmasına izin vermemeliydim. Duygularıma sarıldım. Yüreğim çarpmaya başladı.

Küresel elitlerin, küresel sermayelerin, küresel katillerin dokunulmazlığında bocalayan borçlu ve yoksul ülkelerin yöneticilerinin içinde bulundukları pozisyonları düşündüm … Geçen zamanı düşündüm …

Eve döndüm. Çorbamı içerken ağzımı yaktım. Çünkü dalgındım ve yaşadığım ülkemde rahatsızlık duyduğum şeylerin sayısı her geçen gün artıyordu …

Yazan ve paylaşan -
Tyrannos

İzinsiz kopyalanamaz - çoğaltılamaz
Copyright
TYRANNOS Edebi Ürünler

_________________
Tyrannos Production 2007
 
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder MSN Messenger
Tyrannos
Yürüyen-İlerleyen Demokrat (Puanı: 20)


Kayıt: 14 Ekm 2007
Mesajlar: 53

 MesajTarih: Pzr Ksm 11, 2007 6:37 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder Back to top

TEKRAR DÜZENLENMİŞ
VE GENİŞLETİLMİŞ METİN


Bu konuda daha önce yazdım ama
iletişimlerin maalesef her geçen gün daha da kötüye gittiği ortada.
Güncelliği nedeniyle, izninizle aşağıda tekrar sunuyorum


KULE GÜNLÜĞÜ / İnternet Tanışmaları

Hepimiz hayata farklı gözlerle bakıyoruz. Doğrularımız var. Fakat insan olduğumuz bilinci ve sorumluluğuyla bazı şeyleri çok önemsemek durumundayız. Çünkü artık ufkumuzdaki sular berrak, temiz akmıyor. Çünkü yolumuzda mide bulantısına neden olabilecek maddeler çoğaldı …

Tanışmalar konusunda son zamanlarda artan istismar, kötüye kullanma sayılabilecek davranışlar, basit söylemler, gerçek dışı mesajlar nedeniyle üzülüyorum. Sayfa açan bazı kullanıcılar, samimi değiller, gerçek fotolarını kasten yüklemiyorlar, yalanlar uydurup, kışkırtmaya yarayan bir - iki arabesk sözle, kendi dar kafalarında kurgusal, iddialı yaşam tarzları yaratıp, gözüne kestirdikleri insanları incitiyorlar. Halk arasında dendiği gibi: Cılkı çıktı …

Yürüyen mutlu birlikteliğini nankörce yok sayarak ( aldatma eğilimli ) ekrandan başkalarıyla tanışmak isteyen kişiler, hiç çekinmeden yalan - yapmacık ama renkli mesajlar gönderebiliyorlarsa, bunun davranış biliminde açıklaması: Tutarsızlık, doyumsuzluk, problemli kişilik, kompleksler, depresyon olabilir.

Kişisel tercihleri, özel yaşamları yargılamıyorum ama sürekli gördüğüm ve rahatsız olduğum şey: İletişimler hızla itici noktalara kaymakta. Bencillik ve dozunu aşan saygısızlıklar iyice yayıldı ( moda gibi ). Rol yapıldığı için her şey beklenenden daha kısa sürede buharlaşıyor, yani tüketilmiş oluyor.

Hep doğrular konuşulsa - yazılsa ne olur sanki ?

Bazı erkekler kendilerini gizleyerek, kadın rolündeler ve yine kendilerini çok farklıymış gibi göstererek, alanı işgal ediyorlar, yağmalıyorlar. Oysa yaşamları sıradanın da sıradanı. Lezbiyen olduğu yalanını da ekleyenler var bilgilerine. Bu sanki bir erdemmiş gibi … Ne kazandıklarını çok merak ediyorum ?

Erkek iki lise öğrencisi yolda giderken aralarında konuşuyorlardı. Biri diğerine dedi ki: Oğlum bir yıldır ateşli dul kadın rolünü oynuyorum. Manyak zevkli bi şey. İstediğimi yaptırtabiliyorum. Diz çökenler, yalvaranlar, soyunanlar çokTelefon kontörünü zaten hep bedavaya getiriyorum. İşi, para koparma noktasına getirdim sayılır
Başka bir gün, bir kızın, karşısındaki kızın anasına yüksek sesle küfrettiğini duymuş, aptallaşır gibi olmuştum. Keşke duymasaydım … Çünkü birkaç saat kendimi toparlayamadım şaşkınlığımdan. Eğitim gördükleri okulun kapısında ve kalabalığın içinde oluyor bu … Meğer bir erkeği paylaşamıyorlarmış …

Sitelerdeki profiller incelendiğinde: Her iki cinsle de tanışmak istediğini yazanlar, hayali arkadaş listesi hazırlayanlar, çok sayıda ilgilendiği ( aslında uzağından bile geçmediği ) şeylerin abartılı dökümünü yani bir yerden kopyalayıp yapıştırdığı saçmalıkları benim hobilerim diyenler, bayan isimleriyle Msn adresi alan erkekler, virüslü mail göndermekten haz alan sapıklar, nasılım ama, güzelim değil mi, sakın benden msn adresimi istemeyin diyen bayanlar, evliyim ya da bir ilişkim var diye notlar yazan ama yine de erkekleri umutlandırmaya, dekolte kıyafetlerle tahrik etmeye çalışan bayanlar görülmekte.

Kendi kişilikleri, kendi gelişim düzeyleri hakkında korkunç yanılgılar içinde olup ama erkekleri etkileme konusunda başarı sağlayan orta yaş bayanlar, ekrana burada kız yok mu diye yazan genç erkekler ? ( damdan düşen mağara kaçkınları gibi ), girdiği sitede o an gerçekten bir kız bulamadığı için sızlanan erkekler, kendi fotosu yerine hep grafiklerle ya da alakasız resimlerle görünmek isteyenler, bir dünya görüşleri, bir yaşam felsefeleri olmadığı ve gerçek yaşamlarında sokaklarda İngiliz serserileri gibi yaşadıkları halde: Bayrak, Atatürk, Yılmaz Güney, kartal resimleri, kedi resimleri, kurt resimleri, spor kulüpleri armaları kullananlar. Yabancı ülkeden kız buldum diye heyecanlanıp arkadaşlarına hava atan erkekler. Yaşadığı köyünü hep gizleyenler, köylü olduğu anlaşılırsa küçümseneceklerini sananlar …

Elbette bizler zekamızla, uzaktan kimin doğru kimin sahteci olduğuna kolayca karar veremeyiz ama ipuçları kendiliğinden dökülmekte …

Allah Aşkına, önemli bilgileri yazma zahmetine katlanmayan, başkalarının fotoğraflarını çalıp kullanan kişilik yoksunu kişilerin, başkalarıyla diyalog kurmaya ne hakları olabilir ki ?

İnsanlar bu şekilde mutlu oluyorlar, dilediklerini ekrana yazabilirler diyemeyiz. Arkadaş edinmenin, mutlu olmanın yolu bu değil ki. Avrupa’nın en özgür ülkelerinde bile insanlar birbirlerini incitmekten çekiniyorlar ( ileri derecelerdeki ruh hastaları hariç ). Bugün ülkemizdeki laçkalık tehlikeli boyutlarda.

Önceki yıl, sitenin birinde bir kadın ( benim tanışma mesajımdan sonra ): Canım bak ben şu ana kadar tam 2600 adet mesaj aldım. O mesajları bana enayi ve harbiden salak erkekler atıyorlar. Silmekten bıktım, hiç birine bakmıyorum. Hala yazıyorlar. Zavallı yaratıklar ya, acınacak haldeler … diye yanıt yazdı. Elbette onun bu gereksiz açıklamalarının benim nazik talebimle hiç ilgisi yoktu. Kendi davulunu çalıyordu. Beni nasıl duyabilirdi ki ?

Hanımefendi daha sonraki günlerde gönderdiği mesajlarında keyifliydi. Sevindirik durumunu başarı elde etmiş gibi algılıyordu ve öyle aktarıyordu. Bilinçaltındaki öfke ve kini, feminist bir ambalaja sarıp erkeklerin kafalarına fırlatmayı seviyordu. Sitede bulunma nedeni: Bir insan olarak diğer insanlarla güzellikleri paylaşmak değildi. Ağlarını atmış, sigarasını yakan balıkçılara benziyordu. Oysa asıl acınacak halde olan kendisiydi. Çünkü duygusuz, insanları bir türlü sevemeyen biri olduğunu itiraf etti sonunda.

Başka bir durum ( daha acı örnek ): Herhangi bir bayanın yaşamında, gerçekten dürüst - uyumlu bir erkek sevgilisi varken, o bayan yine de yedek bir liste oluşturma kaygısında. Karşı cinsi etkilemeye yönelik pozlarını yayınlıyor, dikkat toplamayı seviyor. Verebileceği bir şey yok aslında. Yaptığı reklam - gösteri ile çatlamış kişiliğini onarmaya çalışıyor. Güzelliğinin onaylanmasını bekliyor. Dilencinin kaldırımda elini açıp para beklediği gibi mesajlar bekliyor her gün. On line olmak, yani hatta kalıp mesaj beklemek onun cephesinde günün periyodik önemli bir işi olmuş … Çok sayıda erkek ona iltifat içerikli mesajlar gönderince kendisini prenses ilan ediyor. Kendince pembe dünyalarda biraz dolaşmış oluyor … Günler böylece geçerken, bilerek yüzlerce kişiyi de umutlandırmış, kandırmış oluyor.

Kız öğrenci, okulunu, derslerini terk ediyor, babası yaşındaki zengin erkekle chat yapabilmek, ileride buluşabilmek için. Kamerada makyajlı, çekici görünme çabası içinde ve beğenilmeme korkusuyla tedirgin. Elinden geleni yapıyor, böyle bir fırsatı elinden kaçırmamak için … Hayallerini gerçekleştirmek adına, o yapmacık sohbetin, romantikliğin ötesinde, fazla erotik geçmesinden rahatsız olmuyor. Karşısındaki erkeğin karakteri, bekar ya da evli olduğu çok önemli değil ama kız durup dururken kıskançlık krizleri de yaşayabiliyor … Koşullar ve uzaklık nedeniyle üzülüyor, morali bozuluyor … Telefonunun çalmadığı, kimsenin aramadığı gün, onun ölü bir günü sanki.

Sekreter, patronu ofisten ayrılır ayrılmaz hemen bilgisayardan chatlere dalıyor.

Özgürlüğü savunurum. Ahlakçı filan bakmıyorum. Yukarıda saydığım saygısız kişilerin yaptıklarının iletişim özgürlüğüyle ilgisi yok. Özgür bir insan yalanlara gereksinim duymaz ve bilinçli - erdemli bir insanın sevgilisi olur, sevgilileri olmaz. Bunun yanında güvenilir dostları olabilir.

Vurgulamaya çalıştığım şu: Kişilerin fiziksel silahlarıyla, hem kendilerini, hem başkalarını kandırmaya çalışarak tatmin olmaları. Birikimleri, kültürleri yeterliyse model ajanslarına başvurabilirler. Ayrıca bir insanın, sık sık sevgili değiştirme gereksinimi duyması normal değil.

Bilerek birini kandıranların, günün birinde kendilerinin de kandırıldıkları ya da işlerinin ters gittiği çok görülmüştür. Hayal kırıklığı yaşattığınız, duygularıyla oynadığınız insanın gözleri dolmuşsa eğer, bunun tehlikeli sonuçlarından kurtulmanız asla mümkün değildir. Gerici mantıkla söylemiyorum. Evrensel yasalar sizi bağışlamaz. Kimseyi bağışlamaz.

Masum tanışmaları, ışık hızıyla pornoya dönüştürmek hoş değil.

Davranışların, sözlerin bedeli hep ödenir ama kişi bunu fark edemez çoğu zaman.

Sevgili edinen ve evlenen insanların tanışma sitelerinden mutlaka ayrılmaları, bilgilerini silmeleri gerekir. Ayrılmıyorlar, silmiyorlar. Çünkü hoşlarına gidiyor. Her insanın onuru - gururu var. Her insanın zamanı, duyguları değerli. Savaşlar ve cinayetlerden sonra yeryüzündeki en büyük saygısızlık şudur: Temiz bir insanı umutlandırıp, tıpkı hırsız gibi duygularını ve zamanını çalma girişimi. Bu çirkin eylemini, sömürü olarak da tanımlayabiliriz.

Saygısızlıkta bulunanların değişmelerinin mümkün olmadığını biliyorum. Çünkü tarihte peygamberler dahi hastalıklı ruhlar karşısında pes etmişlerdir ama olup bitenleri sadece izlemek, tepkisiz kalmak duyarlı insanların işi değil.

Yaşam, özgürlükle zorunluluğun bir karışımıdır diyor ünlü Alman felsefeci Goethe.

Toplumda yaşadığımız sürece davranışlarımızdan sorumluyuz, ağzımızdan çıkan sözlerden, ekrana yazdığımız bütün mesajlardan sorumluyuz. Sanal deyip interneti soyutlayamayız. İçi kirli insanlar, siteleri batırdılar, kirlettiler …

Diyalogların, nezaket çizgilerinin dışına çıkılabilir gibi düşünülür olduğu ve resimlerin gelişigüzel kullanıldığı, kanalizasyon çukurlarının her geçen gün büyüdüğü, komplekslerin boşaltıldığı sitelerde, kimileri, yani temiz düşünenler hep üzülecekler ve günü geldiğinde belki de o siteyi terk edecekler … Mahkemelere yansıyan ciddi olaylar var ülkemizde.

Aklıma geldi. Edebiyat emekçilerimizden rahmetli Can Yücel’e, zaman zaman küfürlü şiirler yazması nedeniyle katılmazdım. Sosyal tepkilerini daha ince aktarmasını beklerdim. Bu benim düşüncem. Fakat sağlığında kendisine iletmiş değilim. İletsem dinlemezdi. Kaç yaşından sonra … Yaşlı ağaç … Esnek olamazdı. Belki de ziyaretine bu yüzden gitmedim.

Tanışmalarda, emek harcamadan, duygu ortaya koymadan, açıkça ya da gizlenerek seks yatırımı yapmaya çalışmak estetik değil. Hayvansal. Bu arada hayvanlarla ilgili yargıda bulunmamalıyım. Çünkü onların bile tanışmalarda oldukça dikkatli davrandıklarını belgesellerde görüyorum.

Demek şimdi rüzgar böyle esiyormuş diye ben de etkili sözlerden, yani silahlardan yararlanarak mesajlar yazmaya başlarsam, o zaman kendim olmam. Neden başkası olayım ?

Silah kullanmak korkak insanlara özgü. Silah, ancak nefsi müdafaa için gerekli olabilir ( masum insana ya da vatan topraklarına saldırı ). Günümüzde para da çok büyük bir silah ve hiç paslanmıyor. Fakat onunla, duygu, sevgi, karakter satın alınamıyor.

Sadece yakışıklı olmakla, sadece güzel olmakla arkadaşlık, dostluk denilen kutsal yapı kolayca kurulabilir mi ?

Çoğumuzun önemsemediği, çok önemli bir başka konu: Pozitif, negatif, beyinlerimizden yayılan bütün titreşimlerin atmosferi dolaşarak tekrar bize dönmesi … Uzmanlarca kanıtlanmış kesin bir olaydır. Başkalarını aldatarak, inciterek keyif ve mutluluk sağlanamaz. Bu tip çabalar psikopatlığa girer ki, kişiyi sonunda yerlere düşürür.

Sorabilir miyim, çevrenizde gerçekten birbirine aşık olan insanlara rastlıyor musunuz ? Ben söyleyeyim, o güzel olaylar bitti. Günümüzde egolar, vahşi güdüler önde. Romantizm, romanlarda ve filmlerde kaldı. Aşınma, yozlaşma katlanarak gidiyor.

Unutmamalıyız ki hobilerimizi, yeteneklerimizi paylaştığımız ölçüde anlamlı, güçlü ilişkiler kurabiliriz. Geyik muhabbeti denilen mantıkla, herkes birbirini kandırmaya devam eder, sürdürdüğü alışkanlığını normal kabul ederse iletişimler tıkanır. Zaten günümüzde Msn adreslerinin kabarıklığı, kişilerin beklentilerine yanıt bulamadıklarının açık kanıtı. Mutlu insan, daldan dala atlayıp 100 tane adresle neden uğraşsın ?

Özellikle öğrencilerde adres ekleme hastalığı sürüyor. Aylardan beri, her gün en az üç ya da beş kişi beni listesine ekliyor. Araştırıyorum ve kabul edemiyorum.

Bulunduğumuz kentte, bugün sağlıklı yaşıyor olmanın tadını çıkaralım. Bizi geliştirebilecek, yaşama sevincimizi çoğaltabilecek yararlı kitaplar alıp okuyalım. Bilgisayardan, televizyondan arada uzaklaşalım. Geceleri, çatıda, balkonda, elimizde çayla kendimizi gösterelim gökteki yıldızlara. Kıskansınlar. Binlerce yıldır ışık saçıyorlar ama düşünemezler, konuşamazlar, buluşamazlar …

Biz insanız. Bu çok büyük bir şey. Düşünmek, hissetmek, gülümsemek, ilkelerle yaşamak, duygularımızı eğitmek, eksiklerimizi kontrol etmek ve candan dostları mutlu etmek …

İnternetin kölesi olmamalıyız. Hangi mekanda olursa olsun, insan gibi tanışmalıyız insanlarla …

Yazan ve paylaşan -
Şair Tyrannos

İzinsiz kopyalanamaz - çoğaltılamaz
Copyright
TYRANNOS Edebi Ürünler

_________________
Tyrannos Production 2007
 
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder MSN Messenger
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Siyaset ve Düşünce Forumu Forum Ana Sayfa -> Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji Tüm zamanlar GMT + 4 Saat
Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4
4. sayfa (Toplam 4 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız



Toplist site ekle iyi hit siteler Düşünce Toplistim Site Ekle Bedavahit.com Site ekle Ana Sayfam Yap Web Stat

Cobalt 2.0 v2.0.3 phpBB theme/template © 2002-2006 Jakob Persson (readme) (forumthemes/bbstyles)

Powered by phpBB © 2001, 2002 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu


Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.095