BİZZAT
BİZZAT
Bana ‘Kendini tarif eder misin?’ dedi. İçimi bir koktu kapladı. Lanet fiziksel merak! Bunca zamandır sanal ortamda yazışıyoruz. İyi gidiyordu görüntüsüz. Aramızda kilometreler ve bir de okyanus var. İkimizde de uçak korkusu var. Görüşmemiz imkansız yani. Dolayısıyla şeklimi şemalimi merak etmesine hiç gerek yok anlayacağınız. Bir de şu var ki: Benim aklıma , gözümün kaşımı saçımın renginden çok şişman olduğum geliyor. Üstelik bilgisayar başından kalkmamak suretiyle çikolata ve cips, cips ve çikolata peşi sıralar şeklinde atıştırdığım için de zaten tombulca olan totoyu iyice büyüttüm. Kendimi farklı tarif etmek gibi ucuz bir yönteme de başvuramam doğrusu. Sonra nasıl yüzüme bakarım kendimin. Neyse niyetim kafasını bulandırarak ona asıl soruyu unutturmaktı. Böyle başladı oyun. Lanet olası fiziksel merak!
Mesela şu anda bir baş soğan gibiyim diye yazdım. Nasıl bir şey o diye sordu.
Başıma yumruğu yiyince, kat kat ayrılıyorum. Ortada bir cücük kalıyor. Tam cücük olmanın tadını çıkaracakken hart diye ısırıyor bir cücüksever. Yok olmanın şaşkınlığıyla havada asılı kalıyorum. Tutunacak tek dal yok. Zaten ben de yokum.
Gözlerimi yaşarttın dedi.
Konu burada kapanır sanıyordum. Ama hoşuna gitmişti onun. Ertesi gün ilk işi ‘Bugün nesin?’ demek oldu.
Ezme ya da süzme ya da mikserden geçme bir mercimek çorbası gibi dedim.
İyi mi bu?
Yok canım tanınmaz haldeyim. Mercimek olduğum günleri özlüyorum.
Ama lezzetlisindir.
Heyhat kendinden bihaber.
Peşimi bırakacak gibi değildi. Konu artık bu minvalden devam edecekti belli ki. Ertesi gün karnıyarık olduğumu söyledim. Bıçakla ortadan yarılmış, ortasına tüy dikilmiş. Yanımda pilav olsun isterim. Pilav da cacığı ister. Kimse kendini isteyeni istemez. Sonraki gün karnabahar olarak uyandığımı söyledim. Çiçek çiçek, beyaz beyaz, gelin gelin. Onu da bir sevinç kapladı. Bir başka gün, içli köfteyim dedim. İçerisi tıklım tıklım. Sonraki gün kuru fasulye oldum. Pişmemeye yeminliyim dedim. İnat etme dedi.
En çok hangi halini seviyorsun dedi.
Ispanakken çok seviyorum kendimi dedim. Taze taze. Çamurundan arınmış. Hafif nemli. Hülyalı.
Bugün ıspanak mısın dedi ertesi gün?
Bugün yerime başkasını gönderdim. O başkasını da tanımıyorum. Vekaleten iştirak ediyor. Durumu idare ediyor.
Hala başkası mı var? dedi ertesi gün.
Oyun beni de sarmaya başlamıştı artık. Yok dedim döndüm buradayım.
Ne olarak dedi.
Şeftali olarak dedim. Sulu sulu , dinlenmiş, olgunlaşmış.
Biliyor musun ağzımı sulandırıyorsun dedi. Seni giderek daha çok merak ediyorum. Bana bir resmini gönder ya da kamerayı aç.
Hödük dedim içimden. her şeyi hakkediyor bu.
Tüm bu kendimleri yuttuğumu düşün. Hem de çiğnemeden. Davul gibiyim işte. Açayım mı kamerayı?
Kül Öykü Gazetesi