Prof. Dr. Ergun Özbudun başkanlığındaki bir akademisyenler heyeti tarafından hazırlanan yeni anayasa taslağı netleşmeye başladı.
Bu anayasının en “ilginç” değişikliklerinden biri, laikliğin tanımı...Taslağın, “cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2. maddesinin gerekçesinde laiklik şöyle tanımlanıyor:
“Laiklik, din ve vicdan hürriyetine sahip olan bireylerin bu hürriyeti kullanarak kendi inanç dünyalarını belirleme ve onun gereklerine göre yaşama konusunda güvence sağlayan bir ilkedir.”
Bu tanımı aklımızın bir köşesinde tutalım...
Sonra da AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, partisini kurduktan hemen sonra, yani 23 Ağustos 2001’de düzenlediği basın toplantısında yaptığı laiklik tanımını anımsayalım:
“AKP’ye göre laiklik şudur: Her türlü din ve inanç mensubunun ibadetlerini rahatça icra etmelerini, dini kanaatlerini açıklayıp bu doğrultuda yaşamalarını, ancak inançsız insanların da hayatlarını bu doğrultuda tanzim etmelerini sağlayan bir ilke. Laiklik, özgürlük ve toplumsal barış ilkesidir.”
Benzerliği görüyor musunuz?
Başbakan tam altı yıl önce laikliği nasıl “tarif” etmişse, Prof. Dr. Özbudun ve arkadaşları da bugün onun “gündelik dille söylediği” o sözleri hukuk diline çevirip, anayasa taslağına koymuş...
Peki; devletin resmi kuruluşu olan Türk Dil Kurumu nasıl tanımlıyor “laiklik” kavramını? Onu da yazalım:
“Laiklik: Devlet ile din işlerinin ayrılığı, devletin, din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından yansız olması...”
Dikkat edin... TDK’nın Türkçe Sözlüğü’ndeki tanımın iki ayağı var:
Birincisi; devlet ile din işlerinin ayrılığı...
İkincisi de devletin, din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından yansız olması...
***
Peki; Prof. Özbudun’un Ord. Prof. Recep Tayyip Erdoğan’dan esinlenerek yaptığı tanımda TDK’nın laiklik tanımının ilk ayağı, yani “devlet ile din işlerinin ayrı olması” bölümü neden yok?
Ne olmuş da tırpalanmış?
Bu sorunun yanıtını ben veremem!
Verse verse Ord. Prof. Recep Tayyip Erdoğan ve Prof. Özbudun verir!
Bu iki “duayen”e bir şey daha sormamız gerekiyor:
Madem laikliğin, “devlet ile din işlerinin ayrı olması” bölümünü budadınız; o zaman Anayasa’dan sonra Türk Dil Kurumu’nun Türkçe sözlüğünü de değiştirmeniz gerekmiyor mu?
Ve en önemlisi:
Din ile devlet işlerinin ayrı olmasından neden bu kadar korkuyorsunuz?
Yoksa bilmediğimiz (!) bir amacınız mı var?
Mustafa Mutlu