Siyaset ve Düşünce Forumu Forum Ana Sayfa Siyaset ve Düşünce Forumu
www.siyasetvedusunce.net / www.hukukcugenc.com


Münzevi bir fikir işçisi :Cemil Meriç

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Siyaset ve Düşünce Forumu Forum Ana Sayfa -> Biyografiler
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
NejdeT
Tembel-Sömüren Demokrat (Puanı: 0)


Kayıt: 19 Ağu 2007
Mesajlar: 4

 MesajTarih: Prş Eyl 13, 2007 7:01 pm    Mesaj konusu: Münzevi bir fikir işçisi :Cemil Meriç Alıntıyla Cevap Gönder Back to top

Cemil Meriç (d. 1916 - ö. 1987) Türk yazar ve düşünür. Gerçek ismi Hüseyin Cemil'dir.

12 Aralık 1916'da Hatay Reyhanlı'da doğdu. Hatay Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümüne girdi. Öğrenimini tamamlayamadan Hatay'a döndü. Bir süre ilkokul öğretmenliği ve nâhiye müdürlüğü, Tercüme Kaleminde reis muâvinliği yaptı. İstanbul Üniversitesi Edebiyât Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyâtı bölümünü bitirdi. Elâzığ Lisesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı (1942-1945). İstanbul Üniversitesi yabancı diller okulunda okutman olarak çalıştı (1946). 1955'te görme yeteneğini kaybetti. Fakat öğrencilerinin yardımıyla çalışmalarını ölümüne kadar sürdürdü. 1974 senesinde İstanbul Üniversitesi'nden emekli oldu. 13 Haziran 1987 günü İstanbul'da vefât etti. Kızı Sosyoloji Prof. Ümit Meriç'tir.

Cemil Meriç'in ilk yazısı Hatay'da Yeni Gün Gazetesi'nde çıktı (1928). Sonra Yirminci Asır, Yeni İnsan, Hisar, Türk Edebiyâtı, Yeni Devir, Pınar, Doğuş ve Edebiyat dergilerinde yazılar yazdı. Cemil Meriç, gençlik yıllarında Fransızca'dan tercümeye başladı. Hanore de Balzac ve Victor Hugo'dan yaptığı tercümelerle kuvvetli bir mütercim olduğunu gösterdi. Batı medeniyetinin temelini araştırdı. Dil meseleleri üzerinde önemle durdu. Dilin, bir milletin özü olduğunu savundu. Sansüre ve anarşik edebiyata karşı bir yazar ve düşünür olarak tanınmaktadır.

Cemil Meriç'in eserlerinde toprağından kopan insanın trajedisi ve kendini bulma çabasının yanı sıra, Türk intelijansiyasının düştüğü amansız açmazda bütün çıplaklığıyla gözler önüne serilir.

Başlıca Eserleri [değiştir]İNCELEME KİTAPLARI: Hind Edebiyatı (1964), Saint Simon İlk Sosyolog, İlk Sosyalist (1967), Bu Ülke (1974) Umrândan Uygarlığa (1974), Bir Dünyanın Eşiğinde (1976), Işık Doğudan Gelir (1984), Kültürden İrfana (1985)

DENEME KİTAPLARI: Mağaradakiler (1978), Bu Ülke (1985)

GÜNLÜK: Jurnal (1992)

DİĞER KİTAPLARI: Kırk Ambar (1980), Bir Facianın Hikayesi (1981), Sosyoloji Notları ve Konferanslar (1993)
 
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
NejdeT
Tembel-Sömüren Demokrat (Puanı: 0)


Kayıt: 19 Ağu 2007
Mesajlar: 4

 MesajTarih: Prş Eyl 13, 2007 7:01 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder Back to top

"Münzevi bir yıldız"a şahit oldu yirminci asır. Acıları, ızdırapları, rüyaları, hayalleri ve gerçekleri ile münzevi bir yıldız. Cemil Meriç. Karanlık göğümüzü ışığıyla aydınlatma çabasıydı hayatı. Her büyük adam gibi kucağında yaşadığı cemiyetin üvey evladıydı. "Fertle cemiyet kaynaştığı zaman terakki yoktur. Tarihi yaratan fertle kalabalık arasındaki anlaşmazlık yani dram." der Cemil Meriç. Bütün dramıyla, tarihi kendi tonlarına boyamış bir fikir işçisi. "Sıradışı bir gönül ve beyin."(Ümit Meriç Yazan) Ölmeden değeri yeterince bilinmeyen, insanlığın yükünü omuzlamış bir gönül.

Cemil Meriç bugün okunan ve üzerine düşünülen bir yazar. Anlıyor muyuz? Gönül rahatlığıyla evet demek biraz güç. O, Hint'e Doğu'ya ve Batı'ya uzanan bir umman. Çağlar arasında dolaşmış, büyüklerin eteğinden tutmuş, onlarla ahbap olmuş, onlarla düşünüp onlarla yaşamış, kimi zaman sadık kimi zaman asi bir gezgin. Cemil Meriç için kitap kahramanları yazarın muhayyilesinden sıyrılır, ete kemiğe bürünüp canlanır. Zaten "Gerçek sanat, birer hayalete benzeyen, kaypak ve soyut varlıkların damarlarından kan geçirmek, gözlerine pırıltı vermek, adalelerine sıcaklık ve sertlik vermek"tir Meriç'e göre.. . Bir Don Kişot'u tanımadan, Dante'nin Beatrice'ni, intikam tanrıçası Nemezisi tanımadan Cemil Meriç'i anlamak güç. Cemil Meriç'e misafir olmak, bir arkadaş gurubunun coşkulu sohbetine sonradan katılmak gibi bir şey. O, kitaplarda yaşar, kitaplarla yaşar. Onun için kitap kutsaldır. Kahrını çeker kitabın, hizmetinde bulunur. Senelerce hiçbir şey beklemeden diz çöküp emrini diler. Ve kitaplar konuşur Cemil Meriç'le. Kendini açar, gizlerini fısıldar kulağına. Artık onların tutsağıdır Cemil Meriç. Uslanmaz kör aşığı, azad kabul etmez kölesidir. Bir ömür peşlerinden koşar, neyi var neyi yok onların uğruna heba etmeye razıdır. Nitekim bu kör aşığın, kitaplarla zifaf mutluluğu Meriç'in gözlerini kaybetmesiyle drama dönüşür. Ancak bu, aşığın ihtirasını azaltmak bir yana, alevlendirir ve tutkuya dönüştürür.

Hayatının geri kalan kısmı gün ışığından mahrum karanlıklarda geçer Meriç'in. Bu mahrumiyet onulmaz yaralar açar içinde, onu yalnızlığın ızdırabıyla baş başa bırakır. Bütün güzellikler elini eteğini çekip gizlenir ondan. "Görmek, yaşamaktır, vuslattır görmek. Her bakış dış dünyaya atılan bir kementtir, bir kucaklayıştır, bir busedir her bakış. Görmek sahip olmaktır. Gören hangi hakla yalnızlıktan bahsedebilir? Mevsimler bütün işveleriyle emrindedir, renkler bütün cilveleriyle hizmetindedir. Çiçekler onun için açar, şafak onun için pırıldar. Şehrin bütün kadınları onun için giyinip süslenir. Çocukların bütün tebessümü onun içindir." Cemil Meriç'e, insan hayatını renklendiren, onu hayata bağlayan güzellikler haramdır. Karanlık, boğazına düğümlenmiş. Bu düğümü çözecek, ya ölümün elleridir ya cinnetin. Ölüm fikri zihnini sürekli meşgul eder, yaşadığı karanlıkların da etkisiyle ölümden korkar. Yok olma, hiçbir iz bırakmadan silinme düşüncesi ürkütür. "Gideceksin. Senin zavallı gölgen belki zaman perdesine bir tek defa aksedip alkışlanmadan, oyuna katılmayan bir kukla gibi çürüyecek." Öldükten sonra da yaşamak ister Cemil Meriç. Bu yüzden ölümsüz eserler vermeye vakfeder ömrünün kalanını. Fırtınaya tutulan bir yolcudur ve kendisi bu fırtınadan kurtulamasa bile, bir gün yeryüzünde yaşayan herhangi bir insanın eline geçmesi ümidiyle "İçine kafasındaki bütün ışığı doldurup dalgalara fırlatabileceği bir şişe yaratma" endişesindedir. Yaratmak... Yaratmak ıztıraplı, yaratmak kanlıdır, bir bebeğin annesinden kopuşu gibi sancılıdır. Yaratmak parçalanmaktır. Nietzsche "Kanla yazılan yazılar kalıcıdır" der. Cemil Meriç ise kalbini kanatarak yaratmaktadır.

Yaratmak duyguların, düşüncelerin kelimeleştirilmesidir. Taşa akıcılık vermek kadar zor. "Heyecan daima taze, kelime ezelden beri eskidir. Hem herkesin duymadığını duyacaksın, hem herkesin kullandığı kelimelerle herkese duyuracaksın. Binlerce yıllık sokak kadınına bekaret kazandırmak gibi bir şey bu" der Cemil Meriç bu zorlu uğraşa. Üstad imkansızı başarmış, bu sokak kadınına iffetini yeniden kazandırmıştır. Kelimeler onun kaleminden raks eder gibi süzülür, kağıtlar üzerindeki değişmez yerine bir beste eşliğinde yerleşir. Geriye, bu musikiye kulak vermek, kelimelerin raksına büyülenmek kalır. Cemil Meriç için yazmak, karşı konulamayan bir fiildir. "Bana öyle geliyor ki kapakları açılmış bir baraj gibi, kelimeler boşalacak içimden" der ve barajın suyuna bırakır kendini. Onunla coşar, onunla cana gelir. "Samson'un kuvveti saçlarındaydı" Meriç'inki ise kelimelerinde. Kelime eli ayağı, damarlarında dolaşan kanıdır. Görmeyen gözleri, gözlerinde parlayan ışığıdır. Kelime, iç dünyasından çevresine zerk ettiği hayat tomurcuklarıdır. Suda aksidir. Kelime Cemil Meriç'tir. Cemil Meriç kelime... "Kelimelerimi sana veriyorum ey okuyucu!"

İşte bu yazma çabası Cemil Meriç'i bize kazandırır. Jurnal'lerinden hayat serüvenine gün be gün şahit oluruz. Jurnal yazmaya 1955 yılında başlar ve bu çabasını yirmi dokuz yıl sürdürür. İlk yazısı Temmuz 1955 tarihlidir, sonuncusu Ağustos 1983. Yirmi dokuz yılın hüzünlerini, sevinçlerini, nefret ve sevişlerini kağıtlara aktarır, bir gün bu sayfaların okunup okunmayacağını bilmeden. Meriç'i jurnal yazmaya iten, kendini tanıma ve tanımlama çabasıdır. Yıllar boyunca ufak çiziklerle oluşacak hayat çizgisini merak eder. Kendini, zamanın değişim değneğinden kurtararak, dünden bugüne hiçbir şeyi atlamadan, önemini kaybetmeden muhafaza etmek için girişir jurnal yazmaya. "Neden bu jurnale devam ediyorum? Devam ediyorum çünkü o benim kendimle diyaloğum, çevrem, dostum, sırdaşım. Tesellim aynı zamanda. Hafızam, yankım. Acılarımı da paylaşıyor. Jurnalim kişisel deneyimlerimin deposu, psikolojik güzergahım, düşüncelerimin paslanmasına karşı bir önlem. Yaşama bahanem, neredeyse benden sonrakilere bırakacağım tek yararlı şey..."

Jurnalinde, Cemil Meriç'in entelektüel kişiliğinin diğer kitaplarına yansımamış bir yanıyla beraber duygusal kişiliğine şahit oluruz. Çeşitli zamanlarda yazdığı mektupları, Meriç'in hayatından kesitler sunar. Bir Cemil Meriç Portresi, mektuplar. Düşünen, okuyan, eleştiren, çabuk öfkelenen, sert Cemil Meriç portrelerine, bir yenisi. Seven Cemil Meriç. Acılarıyla, ümitleriyle, yeisleriyle, anlık öfkeleriyle, tuvaletsiz, samimi bir gönül. Ve aşk ile sarıp sarmalanmış susuz bir yürek. Sever ve her seven gibi sevdiğiyle ayrı kalmaya tahammül edemez. Mektupların ana teması ise sevgiliye duyulan özlem. Bu özlem onu hayata bağlar, Meriç sevdiğini tekrar göreceği ümidiyle teselli bulur. Zaman zaman dayanılmaz bir hal alır özlem, her şeye, herkese hatta sevdiği kişiye bile isyan ettirir. İçindeki yangını, tükeninceye kadar kelimelere boşaltır. Sonra rahatlar ve yazdıklarından pişman olur. Ancak yazdıklarını tekrar okumaz, düzeltmez. Çıplaktır Cemil Meriç. Makyajsız, rötüşsüz, terlikleriyle karşımızdadır.

Jurnal'in ilk cildinde Cemil Meriç'in Nisan 1964 tarihli, bir buçuk ay süren mektupları, Rabia Hanıma yazılır. İkinci ciltte karşımıza çıkan mektuplar ise Cemil Meriç'in hayatında önemli bir yere sahip olan Lamia Hanıma. Lamia Hanım bu münzevi ruhun kırk sekiz yıldır çektiği ızdırapları bir nebze olsun hafifletir, onu, on sekiz yaşının çılgınlığına sürükler. Meriç'in rüyaları Lamia hanımla gerçekleşir. Lamia Hanım ile Meriç arasındaki yoğun yazışma dokuz ay sürer. Meriç, hayatının bir kesitinde başka kadınları ihtirasla sevse de, onun vazgeçemediği tek kadın, eşi Fevziye Meriç'tir. Fevziye Hanım bir ömür boyu Cemil Meriç'in yanında olmuş, dertlerini omuzlanmış, onunla sıkıntı çekip, onun mutluluklarını kendinin bilmiş fedakar bir eş. Fevziye "sakin bir yaz akşamı, fırtınasız bir limandır." Cemil "fırtınadan kaçan bir gemi." "Kadın ya şehvettir ya şefkat" der Meriç. Zaman zaman gençliğinde yaşayamadığı aşk fırtınalarına koşsa da, teselliyi daima Fevziye Hanım'ın şefkatli kollarında bulur. Fevziye Hanım eşinin Lamia Hanımla olan ilişkisini kabul edemez. Gururu kırılır, isyan eder. Ancak isyan ateşini gözyaşlarıyla söndürür. Eşinin hayata küsmemesi, yaşamayı sevmesi, ve yaratmayı sürdürmesi için bu yüce kadının fedakârlığı elzemdir. Fevziye Hanım: eteği öpülesi kadın!.. Cemil Meriç, eşini ondan önce ölmek isteyecek kadar çok sever. Onsuz bir dünya düşünemez. Ona göre bütün insanlık tek kişide toplanır: Fevziye Meriç, istemeyerek evlendiği kadın. İstediği bütün kadınlara evlenme teklif eder, kabul edilmez. "Hayatını şeytanla birleştirmeyi kabul edecek kadar yalnız" günlerinde kabul edilmeyeceği fikriyle, Fevziye Hanıma evlilik teklif eder. Umulanın aksine, teklifi, Fevziye hanım tarafından kabul edilir. Ani evliliğin uzun sürmeyeceği, Meriç'in ve çevrenin kesin kanaatidir. Yıllar herkesi yanıltır ve bozulması beklenen birlikteliği sağlam ipliklerle birbirine örer. "Fevziye günden güne büyümüş, hayatımın manası haline gelmişti. Çocuklarımı sadece onunla ilgileri var diye seviyordum, mühim olan ağacın meyveleri değil, kendisiydi." Fevziye Hanım'ı, ölümünden bir gün önce bu sözlerle uğurlar Cemil Meriç.

Cemil Meriç'in yalnızlığını paylaşan insanlar; eşi Fevziye Hanım, oğlu Mahmut Ali, kızı Ümit Meriç, aile dostları ve öğrencileridir; Meriç'in karanlık hayatının aydınlık simaları. Hepsiyle ayrı paylaşımlar yaşar. Hem arkadaşları hem hocalarıdır Meriç. O, öğretmen değil, hocadır; öğretmez, yetiştirir, aydınlatır. Dostları ise talebedir; talep eden, arayan, susayan. Gönlünü ve zihnini her talep edene açar. Kendine yönelmiş en ufak bir ilgiyi karşılıksız koymaz, ona ziyadesiyle cevap verir. Ayrıca kendisiden yazı isteyen hiç kimseyi geri çevirmez. Cemil Meriç'in en büyük zevklerinden biri, kendisini ziyarete gelenlere, eserlerinden okutup dinlemektir. Özellikle oğlu Mahmut Ali Meriç'in hazırladığı 'Entelektüel bir Otobiyografi' her okunuşunda onu duygulandırır. Dolu bir yürek, Cemil Meriç. Ve görmeyen gözlerin bile yıldıramadığı bir azim. Meriç, ailesiyle beraber sinemaya, tiyatroya gitmeyi ihmal etmez. Olanları Meriç'e aktarma görevi, kızı Ümit'e düşer. Bir akşam, sahnede Esat Savuşgil'in ünlü çevirisi Cyrano de Bergerac oynar. "Piyes oynanır, biter, ışıklar yanar, koca salon boşalmaya başlar. Seyirciler arka sıralardan kalkan kara gözlüklü bir adamın, yanındaki küçük bir çocuğun koluna girerken, hıçkırıklarını zor bastırdığını, yanaklarından süzülen yaşları kimseye göstermeden, gözlüğünün altından silmek istediğini hayretle görürler. Cyrano ile Cemil Meriç'i birbirine bu kadar yakınlaştıran şeyin ne olduğunu o gece de ondan sonra da pek az insan anlayacaktır."(Ümit Meriç Yazan)

Yalnız insandır Cemil Meriç, muhatabını bulamamıştır. Gönlüne ferahlık zerk eden tek bahçe, kütüphanesi. Karanlıklar içinde ışığın bir huzmesine hasret gönlünü avutamadığı zamanlarda kütüphanesine sığınır. "Bir kitabı raftan çeker, kitabı orta yerinden açar, kutsal bir emanetmiş gibi başına yaklaştırır. Yüzünü içine gömerek bir sevgiliyi öper gibi onu öper ve koklar. Bu kitaplarıyla onun arasındaki çok özel bir dostluk ilişkisidir." (Ümit Meriç Yazan) Cemil Meriç; kitaplardan başka teselli kabul etmeyen gönül...

"Benzerlerime iletecek hiçbir önemli mesajım yok. Bir yabani gibi yaşadım, bir başkası gibi acı çektim. Hayatımda hiçbir fevkalade olay yok. Önemsiz hayal kırıklıkları, gerçekleşmemiş rüyalar, yerine getirilmeyen projeler..." Cemil Meriç'in, kendi hayatını tarifi... Yüce bir gönlün, tevazu niyetiyle söylenmemiş tevazu incileri.. Cemil Meriç! Istırap içinde yaşayan, gözyaşlarından inciler yaratan mütevazı yürek. Aynındaki karanlığı, gönlünün ışığında boğan adam!
 
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Siyaset ve Düşünce Forumu Forum Ana Sayfa -> Biyografiler Tüm zamanlar GMT + 4 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız



Toplist site ekle iyi hit siteler Düşünce Toplistim Site Ekle Bedavahit.com Site ekle Ana Sayfam Yap Web Stat

Cobalt 2.0 v2.0.3 phpBB theme/template © 2002-2006 Jakob Persson (readme) (forumthemes/bbstyles)

Powered by phpBB © 2001, 2002 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu


Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.042