İlk ve Orta okul yıllarımda Türk Sinemasında içinde Avukat rolü bulunan filmleri zevkle izlerdim.
Hatta bu Avukatlar genelde başrol olurdu...
Ya da Hulusi Kentmen, İzzet Günay, Fahrettin Cüreklibatur(Cüneyt Arkın), Ekrem Bora ve Ekrem Düder gibi adını sayamayacağımız bir çok isim tarafından ikinci planda canlandırıldı.
Bir filmde avukat sahnesi beş saniye bile olsa en azından AVUKAT BEY cümlesini duyardık.
Şimdi ise Avukatlar'a bırak bey demeyi hemen herkes AVUKAT ve bazı filmlerde de LAN gibi seviyesiz hitap cümleleri kullanılıyor.
Bir filmde illa ki bu olabilir,yani bir mafya avukatı vs. olabilir, ama hemen her filmde bu hale geldi...
Türkiye'de [Avrupa Konseyi’ne bagli “Avrupa Etkin Adalet Komisyonu raporuna göre] 2004 yılında 52.195 tane Avukat varmış.(Merak edenlere not: 5304 Hakim ve 3006 Savcı varmış. ) O zaman bu sayı illa ki daha azdı. Bu sayının artması mı sizce bu çizgiyi değiştirdi? Yoksa Avukatlar mı bu duruma yol açtı?
Yani şimdiki hemen her filmde karşılaştığımız Avukatların mafya tarafından ezilmelerine, hakarete uğramalarına yada vicdanları ile değil bilakis korkudan veya para kazanmak uğruna mafya avukatı olmalarına kim sebep oldu?
Avukatlar mı, Senaristler mi, Avukat sayısı mı, Ya da başka bir etken mi?
Yorumlarınızı bekliyorum.
Bu sizin geleceğiniz filmlerde nasıl anılmak istersiniz?
Bugün 13-18 yaş arası gençlerin %82 sinin idolü POLAT ALEMDAR'mış.
Bu da gösteriyor ki halkımız bu filmlerden çok etkileniyor.
Hatta Avukatlar müvekkillerinin önceden randevu almadan kesinlikle gelmediğini, gelince kapıyı çalıp, içeri girdiklerinde bir hal-hatırdan sonra olayı anlatıp haklı olduğunu izah etmeye çalışarak (neredeyse yalvarırcasına) yardım istediğini dile getiriken bugün Kimsenin randevu almadığını, kıraathaneye girercesine kapı çalmadan girdiklerini, girer girmez fiyat sorduklarını, hemen pazarlığa giriştiklerini ve "piyasada bir sürü avukat var" diyerek çıkıp gittiklerinden yakınıyor...
Lütfen Avukatlıkla ilgili gelişime fikirlerinizle katkıda bulunun...
Teşekkürler