 |
 |
FORUM KAPANMIŞTIR Mevcut Bilgilerden Yararlanabilirsiniz
|
 |
 |
 |
 |
|
 |
 |
 |
 |
 |
rüzgar Emekli Yönetici
Kayıt: 31 Ağu 2007 Mesajlar: 347
 |
Tarih: Prş Eyl 20, 2007 8:02 pm Mesaj konusu: CAN DÜNDAR |
 |
|
ÖYLESINE BIR MEKTUP
Öyle içimdesin ki. Yanagimda dolasan rüzgardan daha gerçek dokunuslarin. Küçük, ürkek, kesik dokunuslarinla, belki de her zamankinden daha yanimdasin. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasil anlatsam. Bosuna bu çabalarim, dogru kelimeleri aramalarim. Ne kitaplar yaziyor, ne de sözlüklerde karsiligi var. Yalnizca hissediyor insan, yasiyor. Kelimeler eksik, kelimeler yarali. Kelimeler ciliz.
Tasimiyor, anlatmiyor, tanimlamiyor bu duyguyu. Ben de. Çok baska bir sey. Sevginin ortasinda, derin acilar hisseder mi insan? Aydinlik gülümsemelerin içine, hüznü yerlestirir mi durup dururken? Gözlerine bugu,diline sitem, yüregine burukluk, çöreklenir kalir mi asirlarca?Gelmeyecegini bildigi mektup için, posta kutusunu hep ayni heyecanla açar mi? Dedim ya, baska bir sey bu. Ne kadar yalnizsam, o kadar seninleyim su günlerde. Belki de en basta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulasmasin diye, kimselerin bilmedigi, bulamayacagi yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladim. Derine, hep daha derine.
Seni yapayalniz, bir tek bana biraktim. Paylasamadim yanlis yaptim. Sana ulasan yollari kaybettim diye bütün bu saskinliklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sagimda, solumda, ne zaman dikildigini bilmedigim duvarlara çarpmam, hiç görmedigim çukurlarla bogusmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurdugu dehlizlerin, acili duvarlari gibiyim.Duvarlarim yosunlu, duvarlarim kaygan, duvarlarimdan hiç tükenmeyen sular siziyor. Tutunamiyorum. Renklerim, gün içinde degisiyor. Soluyorum, soguyorum. Günes ulasmiyor içerilerime. Küfleniyorum, yaslaniyorum. Yalnizliklar pesimde. Dokundugum her islak duvardan, pis kokulu bir yalnizlik bulasiyor üstüme. Yapis yapis, vicik vicik bir yalnizlik bu. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.
Seni sakladigim yere ulasamaz oldum. Yollar, gitgide uzadi ve karisti. Ümidimi isitacak, parlatacak, kimildatacak bir seylere ihtiyacim var. Ah onun ne oldugunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her seyin basi içinde ve sonundasin. Bu degismiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklima geldi, tuttum sana bir mektup yazdim dün.Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptigimi, nelere kizip, nelerle mutlu oldugumu, tek tek anlattim. Mevsimlerin ve insanlarin nasil karisik ve beklenmedik olduklarini yazdim.
"Yine zamansiz yagmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayif degildi günes isinlari" dedim, "Gerçekten buradaki sarkilari hiç ögrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Basindan sonuna kadar okudum da.
Neler yazmisim diye merakimdan.
Sonra çekmecemden bir zarf çikarip, adini yazdim. Büyük harflerle, yalnizca adini. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüregime yakin. Yüregim sende. Sen yüregime yakin. Öyleyse mektup sende.
(çok sevdiğim klasik can dündar yazılarından sadece birtanesi..) _________________ yol kenarındaki yağmur mazğallarını
kumbara sanıp
harçlığımı atardım
bu yüzden en çok
denizden alacaklıyım..
En son rüzgar tarafından Prş Eyl 20, 2007 8:06 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi |
|
| |
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
jackal Aktif Demokrat

Kayıt: 14 Eyl 2007 Mesajlar: 247 Konum: ANA MUHALEFET  |
|
| |
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
zuuulion Yönetici
Kayıt: 01 Eyl 2007 Mesajlar: 215 Konum: saat 3 yönünde  |
|
| |
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
rüzgar Emekli Yönetici
Kayıt: 31 Ağu 2007 Mesajlar: 347
 |
Tarih: Cum Eyl 21, 2007 2:25 pm Mesaj konusu: |
 |
|
ASKA VE TERKE DAIR
Bazen öyle bir iliskiye tutulursunuz ki, ne sevebilir, ne terk edebilirsiniz. Kör kütük baglanmissinizdir aslinda... En güzel yillarinizin, aci tatli hatiralarinizin ortagidir; iç çekismelerinizin müsebbibi, yazilarinizin ilhami, sohbetlerinizin konusudur. Göz yaslariniz da, bilinçaltinizda, kahkahanizdadir. Korkunca saklandiginiz bir siginak, cosunca öptügünüz bir bayrak... Sevdaniz riyasiz, çikarsiz, karsiliksizdir. Sinirsiz ve nihayetsiz; "Ölmek var, dönmek yok"tur. Lakin gün gelir anlarsiniz; içten içe bir seylerin kanadigini... Tutkulu sevdalarin gizli hançerleri baslar parildamaya... Surasindan, burasindan elestirmeye koyulursunuz: "Söyle görünse, öyle demese, degisse biraz ya da eskisi gibi olsa..." Baskalarini örnek göstermeye, "Bak onlar nasil yasiyor" demeye baslarsiniz. Hem birlikte yasayip, hem özgür olmanin yollarini ararsiniz. Askinizin gözü kör degildir artik, yanlisini görür düzeltmek istersiniz. "Eskiden böyle miydi ya..." diye baslayan sohbetlerde açilir elestirinin kapisi; açildikça, bastirilmis itirazlar yükselir bilinçaltindan... Böyle süremeyecegini bilirsiniz. Degissin istersiniz. O, sevgisizliginize yorar bunu... Ihanete sayar. Tutkulu iliskilerde ihanetin bedeli ölümdür. "Ya sev böyle ya da terk et" diye gürler...Bir zamanlar bir gülücügüyle alacakaranligi isitan o rüya, bir kabusa dönüsür birden... Kapatir gönlünün kapilarini, yasaklar kendini size... Hoyrattir, bakmaz yüzünüze... Zehir akar dilinden, konusturmaz, suçlar, yargilar mahkum eder. Mühürler dudaklarinizi, yirtar atar yazdiklarinizi, siler sizi defterden... "Iyiligin içindi hepsi, seni sevdigim için..." dersiniz, dinletemezsiniz. Ayrilirsaniz yasamayacaginizi bilirsiniz, lakin böyle de sevemezsiniz. Ihanetten kirilmistir kaleminiz; severek, terk edersiniz... "Madem öyle..." nin çagi baslar ondan sonra... Madem ki siz böylesine tutkunken, o hep baskalarini seçmistir, madem ki kiymetinizi bilmemistir, o halde "günah sizden gitmistir". Lanet ederek bu karsiliksiz aska, çekip gitmeleri denersiniz. Askin göçmenlik çagi baslar böylece... Daha özgür olacaginiz limanlara demirlerseniz bir süre... Ne var ki unutamaz, uzaktan uzaga izlersiniz olup biteni... Etrafi bir sürü ugursuzla dolmus, kurda kusa yem olmustur. Deli kanlilar, eli kanlilar, ugruna ölenler, sirtina binenler sarmistir çevresini... Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar diye...Ugruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla... "Bana ne...kendi seçimi" diye omuz silkmeye çabalarsiniz bir süre...
Ama sonra... ansizin kulagimiza çalinan bir sarki ya da kapi araligindan süzülüp gelen bir koku, hatirlatir onu yeniden... Yaban ellerde, baska kollarda ondan bahseder aglarsiniz. Kokusunu özlersiniz; türküsünü söylemeyi, sarkisini dinlemeyi, yemegini yemeyi, elinden bir kadeh raki içmeyi... Karsi nehrin kenarindan hasret siirleri haykirirsiniz, sular kulagina fisildasin diye... Dönüp "Seni hala seviyorum" diye bagirmak geçer içinizden... Dönemezsiniz. Göremedikçe baglanir, uzaklastikça yakinlasirsiniz. Anlarsiniz ki bir çaresiz asktir bu, ne onunla olur, ne onsuz... Hem kollarinda ölmek, kucagina gömülmek arzusu, hem "Ne olacak sonunda" kuskusu... Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz. Sürünür gidersiniz... _________________ yol kenarındaki yağmur mazğallarını
kumbara sanıp
harçlığımı atardım
bu yüzden en çok
denizden alacaklıyım.. |
|
| |
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
rüzgar Emekli Yönetici
Kayıt: 31 Ağu 2007 Mesajlar: 347
 |
|
| |
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
rüzgar Emekli Yönetici
Kayıt: 31 Ağu 2007 Mesajlar: 347
 |
Tarih: Cum Eyl 21, 2007 2:36 pm Mesaj konusu: |
 |
|
ÖZLEME DAIR
Yüregimi sikistiran bu kesif hüzün, belki de terketmislere özgü gizli bir terkedilme duygusudur.
Özledim seni...
Ayrilik yüregimi karincalandiriyor nicedir...
Beynimi uyusturuyor özlemin...
Çok ... birlikte olamasak bile benimle oldugunu bilmenin bunca yil içimi nasil isittigini yeni yeni anliyorum.
Yoklugun, hatirlandikça yüregime saplanan bir sizi olmaktan çikip mütemadi bir bosluga dönüsüyor.
Sabahlara seni oksayarak baslamalari aksamlari, her isi bir kenara koyup seninle basbasa karsilamalari özlüyorum; oynasmalarimizi, hirlasmalarimizi, yürüyüslerimizi, sevimli hasariligini, çocuksu küskünlügünü...
Nasil da serttin baskalarina karsi beni savunurken; ve ne yumusak, bir çift kisik gözle kendini ellerimin oksayisina birakirken... ya da kolyeni çözdügümde kollanma atlarken...
Hasta oldugunda, o korkunç kriz gecelerinde günler, geceler boyu nöbet tuttuk basinda... o sen kahkahalarina yeniden kavusabilmek için sessiz dualar ederek...
"Atlatti" müjdesini kutlarken yorgun bedenindeki yaralari oksayarak, doktorun böldü sevincimizi:
"Yasayamaz artik bu evde... yüksek binalar ve beton duvarlarin gri kentinde" dedi, "O gitmeli... ve kendine yeni bir hayat çizmeli..."
Bilsen, ne zor gitmen gerektigini bile bile "Kal" demek sana...
Ne zor, senin için ebedi mutlulugun beni unutmandan geçtigini bilmek...
Gitmeni asla istemedigim halde, buna mecbur oldugumuzu görmek ve sana bunlari söyleyemeden "Git artik" demek...
"Beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk kavusacaksin mutluluga" demek sana ne zor...
Sesimi, kokumu çekip alivermek beyninden, sesin, kokun hâlâ beynimdeyken...
... seni görmemek ve belki yillar sonra karsilastigimizda bana bir yabanci gibi bakmani istemek senden...
... yeni bir sevdayi yasakladigim kalbime söz geçirmek...
... ve sonra kendi ellerimle bindirip seni yabanci bir arabanin arka koltuguna, birlikte güneslendigimiz onca yazi, yanyana titrestigimiz onca kisi, paylastigimiz bunca aciyi, onca kahkahayi ve bütün o uzak yesillikleri katip yorgun bedeninin yanina, arkandan pismanlik gözyaslari dökmek ne zor...
... ne zor hiç tanimadan seni emanet ettigim bir soföre "Hizla uzaklas buradan ve gidebilecegin kadar uzaga git" demek...
... yoklugunu beklemek, ne zor...
* * * _________________ yol kenarındaki yağmur mazğallarını
kumbara sanıp
harçlığımı atardım
bu yüzden en çok
denizden alacaklıyım.. |
|
| |
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
rüzgar Emekli Yönetici
Kayıt: 31 Ağu 2007 Mesajlar: 347
 |
Tarih: Pts Ekm 01, 2007 2:04 pm Mesaj konusu: |
 |
|
Only registred user can see link on this forum! Registred or Login on forum! |
Kaç kırlangıç defettiniz yüreğinizin camından??İşte size kırlangıcın öyküsü.. _________________ yol kenarındaki yağmur mazğallarını
kumbara sanıp
harçlığımı atardım
bu yüzden en çok
denizden alacaklıyım.. |
|
| |
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Özge Tembel-Sömüren Demokrat (Puanı: 5)

Kayıt: 27 Ekm 2007 Mesajlar: 24
 |
Tarih: Cmt Oca 05, 2008 9:38 pm Mesaj konusu: CAN DÜNDAR |
 |
|
O Bana Benim Ona Baktığım Gözle Bakmıyordu...
10. sınıf
Ingilizce dersinde yanımda bir kız oturuyordu onun için ‘benim en iyi arkadasım’ diyordum… ama ben onun ipek gibi saçlarına bakıp onun benim olmasını istiyordum… ama o bana benim ona baktıgım gözle bakmıyordu bunu biliyordum, dersten sonra kalktı ve geçen gün sınıfta olmadıgı için o günün notlarını istedi ona notları verirken bana tesekkür etti ve yanagımdan optu. Onu sadece arkadas olarak istemedigimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum…
11. Sınıf
Telefonum çaldı, arayan oydu ve aglıyordu bana askın nasıl kalbini kırdıgını anlattı, beni evine çagırdı, yalnız kalmak istemedigini söyledi, bende tabiki gittim, koltuga, onun yanına oturdum, güzel gözlerine bakmaya basladım ve onun benim olmasını diledim, 2 saat sonra Drew Barrymore’un bir filmi basladı ve onu izledik filmi izledikten sonra uyumaya karar verdi, bana hersey için tesekkür etti ve yanagımdan öptü. Onu sadece arkadas olarak istemedigimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum…Son sınıf Mezuniyet balosundan birgün önce yanıma geldi ve ‘çıktıgım çocuk hasta ve partiye gelemiyecek’ dedi, benimde çıktıgim biri yoktu ve 7. sınıfta birbirimize söz vermistik eger çıktıgımız biri olmazsa partilere birlikte gidicektik, ‘en iyi arkadas’ olarak. Ve partiye birlikte gittik, o aksam çok güzeldi, her sey yolunda gitti, partiden sonra onu evine kapısının önüne kadar bıraktım, kapının önünde ona baktım o da bana o güzel gözleriyle gülümseyerek baktı. Onun benim olmasını istiyordum… ama o bana benim ona baktıgım gözle bakmıyordu bunu biliyordum, bana ‘hayatının en güzel zamanını geçirdigini’ söyledi ve yanagımdan öptü. Onu sadece arkadas olarak istemedigimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum… Günler, haftalar, aylar geçti ve mezuniyet günü geldi çattı… Sürekli onu izledim onun mükkemmel vücudunu seyrettim. Diplomasını almak için sahneye çıkarken sanki havada süzülen bir melek gibiydi. Onun benim olmasını istiyordum… ama o bana benim ona baktıgım gözle bakmıyordu bunu biliyordum. Herkes evine gitmeden önce yanıma geldi ve aglayarak bana sarıldı sonra basını omzuma koydu ve ’sen benim en iyi arkadasımsın, tesekkürler’ deyip yanagımdan öptü. Onu sadece arkadas olarak istemedigimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum…
Aradan yıllar geçti… Bir kilisedeyim ve o kızın nikahını izliyorum… evet artık evleniyordu, onun ‘evet, kabul ediyorum’ demesini, yeni hayatına girmesini izledim, baska bir adamla evli olarak. Onun benim olmasını istiyordum… ama o bana benim ona baktıgım gözle bakmıyordu bunu biliyordum. Yeni hayatına girmeden önce yanıma geldi ve ‘nikahima geldin tesekkürler’ deyip yanagımdan öptü. Onu sadece arkadas olarak istemedigimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum…
Yıllar çok çabuk geçti; su an benim bir zamanlar en iyi arkadasım olan kızın tabutuna bakıyorum, esyaları toplanırken lise yıllarında yazdıgı gunlugu ortaya çıktı… Hemen günlügünü aldım ve günlükte okudugum satırlar söyleydi… ‘Onun gözlerine bakarak onun benim olmasını diledim… ama o bana benim ona baktıgım gözle bakmıyordu bunu biliyordum. Onu sadece arkadas olarak istemedigimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum…
Keske bana bir beni sevdigini söyleseydi…
CAN DÜNDAR _________________ Kim anlatabilmiş dünyanın bir hayal olduğunu hayalin içindeki başkalarına... Üstelik kendisi de bir hayal olarak... |
|
| |
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Özge Tembel-Sömüren Demokrat (Puanı: 5)

Kayıt: 27 Ekm 2007 Mesajlar: 24
 |
Tarih: Cmt Oca 05, 2008 9:39 pm Mesaj konusu: |
 |
|
BAVULLARI HEP TOPLU DURMALI İNSANIN
Bavulları hep toplu durmalı insanın
Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı
Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli
İhanetlere, terk edilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı
Yalnızlığa alışmalı
Çünkü “omuz omuza” günlerin vakti geçti.Dayanışma, günümüzün borsasının değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık
Bireyin keşif çağı, geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı.
Terörün bile bireyselleştiği çağdayız.
Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil;
Zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır
İşte o yüzden alışmalı yalnızlığa…
Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan
Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı
Hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başını dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli
Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı
Romanlardan, yalnızlığa yücelten paragraflar aşmalı evin en görünür duvarlarına
“Yalnızlık paylaşılmaz/Paylaşılsa yalnızlık olmaz”
Dizeleriyle başlamalı güne
Telesekretere “Şu anda size cevap verebilecek kimse yok! ” denmeli,
“Belki de hiç olmayacak…” cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı
Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.
Haklılığın onuru yaşatır insanı
Susmanın utancı öldürür
O yüzden en sessiz gecelerde “Doğruydu, yaptım” la teselli bulmalı insan.
Feryada komşuların yetişmemesine,
Soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı
Kendiyle hesaplaşmaya çalışmalı
Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye,
Kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır olmalı
Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur,
Ama hep kalıp savaşacak kadar gözüpek olabilmeli
Sessizliği, sese dönüştürebilmeli.
Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan,
Yollarla barışmalı…
Yalnızlığa alışmalı…
Can Dündar _________________ Kim anlatabilmiş dünyanın bir hayal olduğunu hayalin içindeki başkalarına... Üstelik kendisi de bir hayal olarak... |
|
| |
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Özge Tembel-Sömüren Demokrat (Puanı: 5)

Kayıt: 27 Ekm 2007 Mesajlar: 24
 |
Tarih: Cmt Oca 05, 2008 9:43 pm Mesaj konusu: |
 |
|
Kırmızı karanfil
Sevgililer Günü vesilesiyle Mustafa Kemal'in az bilinen, "çok masum bir gönül hikâyesi"ni anlatacağım.
Selanik'te öğrenci iken, Nadire diye bir komşu kızı varmış.
Ciğerlerinden hasta olan bu kız Mustafa'ya pek hayranmış.
Her geçişinde pencereye koşar, ona bakarken yüzünü al basarmış.
Bir gün komşu kızı Hatice'ye açılmış:
"Mustafa Bey, öteki arkadaşlarına hiç benzemiyor" demiş.
Bu gizli sevdayı Mustafa'ya hissettirmeye karar vermişler.
Hatice, Zübeyde hanımların evine girer çıkarmış. Bir cuma, ailece oturmaya gitmişler.
Mustafa evde yokmuş.
Hatice, üst kattan bir şey getirmesi istendiğinde aklındaki planı uygulamaya koymuş.
Sofadan geçerken, saksı içindeki kırmızı karanfillerden birini gizlice koparmış. Mustafa'nın üst katta soldaki yatak odasına dalmış. Karyolasının başucundaki masanın üzerinde açık duran tarih kitabının üzerine karanfili bırakmış.
Korkudan titreyerek koşar adım aşağı inmiş.
Çiçeğin Nadire'den geldiğinin anlaşılacağına eminmiş.
* * *
Az sonra Mustafa eve gelmiş.
Zübeyde Hanım'ın ve Hatice'nin annesinin ellerini öpmüş.
Hatice'nin de elini sıkmış.
O dönem Türkler arasında el sıkma âdeti olmadığından Hatice şaşırmış biraz... Zaten gizlice bıraktığı çiçekten dolayı pek heyecanlıymış.
Mustafa bu heyecanı hissetmiş; gözlerini Hatice'nin gözlerine dikmiş.
Küçük kız ne yapacağını bilememiş.
Mustafa "Ders çalışmam lazım" deyip yukarı çıkmış. Çıkar çıkmaz da tekrar aşağı indiği ayak seslerinden anlaşılmış.
Hatice kalbinin duracağını hissetmiş.
Çünkü, geldiğinde Mustafa'nın elinde o kırmızı karanfil varmış.
"Bu çiçeği benim kitabımın arasına kim koydu?" diye bağıracak diye çok korkmuş Hatice...
"Ben ettim, sen etme" der gibi bakmış ona...
Mustafa, Hatice'yi müstehzi gözlerle süzdükten sonra dışarı çıkmış.
Hatice hemen gidip olanları Nadire ablasına anlatmış.
"Ölüyordum korkudan. Bir daha beni böyle işlere sokmayın" diye yalvarmış.
Nadire, çiçeğinin adresine ulaşmasının keyfiyle beklemeye başlamış.
* * *
Aradan epey bir zaman geçmiş.
Bir gün Hatice, Zübeyde Teyze'sinin kendisini oğlu Mustafa'ya istediğini öğrenmiş.
Ama Hatice'nin annesi, Mustafa asker olup uzaklara gidecek diye bu izdivaca yanaşmamış.
Konu kapanmış.
Mustafa, Harbiye'de okumak için İstanbul'a gitmiş. Lakin annesine gönderdiği her mektubun altına "Hemşiremiz Hatice Hanım'a da mahsus selamlar ederim" cümlesini eklemeyi hiç ihmal etmemiş.
Harbiye'den erkânıharp yüzbaşısı olarak çıktığında Hatice'yi yeniden istetmiş.
Bu kez Hatice'nin ailesi razı olmak üzereyken sarayda çalışan bir ahbapları onları uyarmış:
"Ben, onun hakkında saraya gelen jurnalleri okudum. İstikbali çok karanlık. Aman uzak durun" demiş.
Hatice'nin annesi, kızını alelacele bir başkasıyla evlendirmiş.
* * *
Yıllar geçmiş.
Mustafa Kemal, "Atatürk" olmuş
Evlenip çoluk çocuğa karışan Hatice, yaşadıklarını 1920'lerde bir kış günü, Kocaeli'nde Maarif Müdürü olan apartman komşusu Münir Hayri Bey'e anlatmış.
Münir Hayri, daha sonra sinema tahsili için yurtdışına gitmiş.
Döndüğünde Atatürk kendisinden hayatını perdeye yansıtacak bir senaryo yazmasını istemiş. Senaryonun esaslarını da bizzat dikte ettirmiş.
"Filme başka neler koymalıyız?" diye sorduğunda Münir Hayri, biraz da çekinerek, "Her filmde kadın ve aşk unsuru aranır, bilmem nasıl emredersiniz" demiş ve yıllar önce Hatice'den dinlediği hikâyeyi Atatürk'e nakletmiş.
Hatırlamış Atatürk; gülmüş:
"Ben, Hatice'nin o karanfili kendi hesabına koyduğunu sanmıştım" demiş.
Ve devam etmiş:
"Hatice zekâsı, güzelliği ve terbiyesiyle örnek bir kadındı. Her vakit hayatımın en değerli hatıraları arasında kalacaktır."
Sonra Nadire'yi de hatırlamış:
"O kızcağızı da bir kâtiple evlendirdiler. Sonra öldü."
* * *
Hazin değil mi?
Devamı var:
Birkaç gün düşündükten sonra Münir Hayri'yi yeniden çağırmış Atatürk:
"Tamam" demiş; "Bizim çocukluk hikâyesini filme koyalım. Yalnız Hatice'nin ismini koymayalım. Bu, çok masum ve hiç de şerefsiz olmayan bir hikâyedir, ama belki Hatice'nin torunları filan istemezler."
Münir Hayri'nin senaryosu "Ben Bir İnkılap Çocuğuyum" adını taşıyordu; Atatürk rahatsızlandığı için çekilemedi.
Hatice mi?
Son sürprizimiz de bu:
Hatice Hanım milletvekili seçildi ve Meclis'e girdi.
Torunları hayatta mıdır acaba?
Can Dündar / Milliyet _________________ Kim anlatabilmiş dünyanın bir hayal olduğunu hayalin içindeki başkalarına... Üstelik kendisi de bir hayal olarak... |
|
| |
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
|
 |
 |
 |
 |
|
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
|
|
 |