eğitim sistemine ilişkin her tartışma bizi sistemin kendisine götürürve görülür ki; aslında eğitimin kapitalizmden ve faşiszmden kaynaklanan sorunlarını çözmek, kapitalizmden faşizmden kurtulmakla özdeştir.
Ülkemizde ilk, orta ve yüksek öğretim dahil olmak üzere, öğrenci sayısı 23 milyon 700 bin. Başka bir deyişle, ülke nüfusunun yaklaşık üçte biri öğrencidir.
Onlar okuyacak, eğitimden geçecek ve ülkenin yarınını şekillendireceklerdir. Sadece bu rakam ve bu gerçek, eğitim sorununun bir ülkenin en temel için ne büyük bir önem taşıdığını göstermeye yeter. Fakat ülkemiz siyasetinin ve burjuva siyasetçilerinin gündemine bakıldığında, bu öneme denk düşen herhangi bir yaklaşım görülmemektedir. Öyle ki, bir süre önceki seçimlerde, hiç tartışılmayan konulardan biri de eğitimdir.
Eğitim sistemi, adeta bir sorun yumağı haline dönmüşken, burjuva politikacı tam bir aymazlık içindedir. Fakat bu aymazlık bilinçli bir aymazlıktır. Eğitim sisteminin sorunlarını kendileri de tartışmıyor, başka kesimlere de tartıştırmıyorlar. Çünkü mevcut sorunları kullanarak eğitim sistemini tamamen paralı hale getirmenin, tekellerin ihtiyaçlarına uydurmanın hesapları içindedirler. "Sorunlu" bir yapıda, tekellerin ihtiyaçları için yapacakları düzenlemelerin daha kolay kabullendirilip meşrulaştırılacağını düşünmektedirler.
Eğitim sistemi, sistemin karakterini en dolaysız biçimde gösteren alanlardan biridir. Eğitim sisteminin muhtevası, sistemin eğitimden ne beklediğini gösterir. Hemen her sistem, eğitimden kendi düzenine uyumlu insanlar bekler. Bu noktada eğitim, düzenin ömrünü uzatmanın mekanizmasıdır. Hiç kuşkusuz, her sistem, kendini sürdürebilmek için asgari bir eğitim mekanizmasına ihtiyaç duyar. İhtiyaç duyduğu teknik, siyasi, askeri kadrolar, ihtiyaç duyduğu kalifiye emek gücü, o mekanizmanın içinden yetiştirilecektir. Ve böyle olunca da tartışma kaçınılmaz olarak düzenin nasıl bir düzen olduğu tartışmasına gelir. Herhangi bir eğitim sistemini, içinde bulunduğu sistemden bağımsız değerlendiremezsiniz bu yüzden.
Bugün içinde yaşadığımız sistem, eğitimi aynı zamanda bir "kâr" aracı haline getirmeyi amaçlıyor. Başka bir deyişle, eğitim sistem için bir "sektör", eğitim kurumları da bu sektördeki işyerleridir. Kapitalizme uygun olan da budur. Bu her zaman için geçerli olan bir anlayış olmakla birlikte, eğitim hakkı, aynı zamanda kitlelerin kazanılmış bir hakkı olduğu için, emperyalistler ve işbirlikçiler, uzun bir dönem eğitim hakkına doğrudan dokunamadılar.Eğitimin sektörleşmesi ve ticarileşmesi, birçok alanda sürdürülen özelleştirmelerden, sosyal haklara yönelik saldırılardan bağımsız değildir. Emperyalizm, sağlık sektöründen suya, madenlerden eğitime kadar her şeyi "özel sektöre" yani asalak kapitalistlere açılmasını dayatmaktadır. "Küresel" saldırganlık böylelikle geniş kesimlerin "eğitim hakkı"nı gasbediyor. Okula gidemeyen milyonlarca çocuğumuzun, milyonlarca genç kızımızın, milyonlarca engellimizin eğitim hakkı gasbedilmektedir.
Eğitim halkın her kesimi için tartışmasız ve vazgeçilmez bir haktır. Devlet, herkese parasız eğitim hakkını sağlamak zorundadır. Paralı eğitim hiçbir gerekçeyle meşrulaştırılamaz ve mazur görülemez.
İstatistiklerde sık sık AB ülkelerini, ABD, Japonya gibi emperyalist kapitalist ülkeleri örnek veren burjuva basın ve akademisyenler, bazı ülkeleri çoğunlukla görmezden gelirler. Görmezden gelirler çünkü bu örneklerin tartışmaları sonuçta "sistem" tartışmalarına götürmesinden korkarlar.
Burjuvazi, okulları kendisine kalifiye eleman yetiştirecek ve aynı zamanda halka sömürüye rıza gösterir hale getirecek bir mekanizma olarak görür. O çok övülen "burjuva kültür"ün hükmü yoktur bu mekanizmada. Kuşkusuz eğitimi sadece okullarla sınırlı da görmemek lazım. Aileden basın yayın kurumlarına, diğer iletişim organlarına kadar hemen her araç, eğitimin bir parçası durumundadır. Ve bu mekanizmanın hemen hemen tamamında öğretilen, empoze edilen şeyler aynıdır. Resmi eğitimin yanında ek olarak özellikle de medya organları aracılığıyla çok yoğun bir eğitme-şekillendirme-yönlendirme çabası gösterilmektedir. Bireyci burjuva ideolojisinin öğretilmesinde okul medyayı, medya okulu tamamlamaktadır. Eğitim sistemi, sadece "müfredatı"yla değil, doğrudan polis zorbalığıyla da şekillendirmektedir gençliği. Tek başına "müfredat"ın, tek başına ideolojik, kültürel saldırının yetmeyeceğini bilen egemenler, bunu tamamlayıcı bir parça olarak baskı ve zoru da eğitim sisteminin daimi bir parçası haline getirmişlerdir. Özellikle 12 Eylül'den itibaren şekillendirilen eğitim sisteminde, gerek orta gerek yüksek öğrenim düzeyinde, zor, eğitim sisteminin bir parçası durumuna getirilmiştir ve halen de böyle sürmektedir. Sonuç olarak sistem zorbalığıyla, ideolojisi ve kültürüyle boyun eğmeyi dayatan bir eğitim sürdürmektedir.
Böyle bir sistem hüküm sürerken de, topluma hep birlikte "baba beni okula gönder" korosunu dinletiyorlar. Sistemin asli niteliğini tartışmayanlar, faşist gerici muhtevasını tartışmayanlar, tali sorunları öne çıkarıp sistemin eğitimini aklayıp meşrulaştırıyorlar. Peki sonrası? Baba, o kızını okula gönderse ne olacak? Eğitimin tamamen ticarileştirildiği bir ülkede sonrasına ekonomik olarak nasıl güç yetirecek? Diyelim yetirdi; babasının okula gönderdiği o kız, nasıl bir ahlakla, nasıl bir kültürle yetişecek orada?.. "Baba beni okula gönder" diyenler, bozulan ahlakların, yozlaşmanın hesabını verebilecekler mi? Kızlar, "töre"nin sultasından kurtulurken, kapitalizmin sultası altına girmeyecek mi?.. Hayır, genç kızlarımız ve tüm gençlerimiz, kötülerden birini seçmek zorunda değildir. Gençlerimizin bu ikisinin dışında bir seçeneği vardır. Bu seçenek, emperyalizmin ve tekellerin hizmetinde olmayan, halk için, ülke için eğitimdir.
Yürüyüş Dergisi
- Dünyada 300 bin çocuk asker olarak savaşıyor. Bu topraklarda gençlerin % 82,9’u gençlere söz hakkı verilmediğini, %76,8’i tek tip insan yetiştirildiğini, %60,7’si ailelerinin istediğinin olduğunu, %87,5’i istediklerini yapamadığını söylüyor. Halen bu topraklarda 100 bin çocuk sokaklarda yaşıyor.
- Ayrıca 17 ilde yapılan bir ankete göre, gençler arasında ÖSS korkusu, Allah korkusundan önce geliyor.
1989-2004 arasında 21 milyon kişi üniversite sınavına girdi ve ÖSS için tam 34,5 milyar dolar harcama yaptı. Çoğu dershane sahiplerinin cebine giden bu para ile 69 yeni üniversite (276 fakülte, 207 enstitü, 69 yüksekokul) kurulup sadece 1. sınıfta 241.500 kişiye yükseköğrenim yolu açılabilirdi.
- 2006’da, İzmir’de ÖSS’yi kazandıktan sonra babasıyla tercih konusunda tartışan İlyas, Burdur’da ÖSS’yi kazanamayan amatör futbol kalecisi Nasuh, Diyarbakır’da ve Malatya’da ÖSS nedeniyle bunalıma giren F.Ş. ve Ergin intihar etti. Zonguldak’ta ve Ordu’da ise R.Ş ve Tuğba, ÖSS puanını duyduktan sonra intihara kalkıştı.
Türkiye ortalamasında bir öğretmene 26 öğrenci düşüyor. Fakat ülkemizde öğretmen başına düşen öğrenci sayısı, bölgelere göre de farklılıklar gösteriyor. Öğretmen başına öğrenci sayısının en fazla olduğu iller, tahmin edileceği gibi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alıyor. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı 57 ile en yüksek Şırnak'ta. Bir öğretmene Ağrı'da ortalama 48, Şanlıurfa'da 43, Mardin'de 39 öğrenci düşüyor. Batı illerinde bu sayı 20'lere kadar iniyor. Burdur, Bartın ve Sinop'ta ise öğretmen başına öğrenci sayısı 17.
İşte bir başka adaletsizlik; toplumun ezilen ve dışlanan bir başka kesimi olan engellilerin "eğitim" durumu da adaletsizliğin ve bir devletin kendi insanına değer vermemesinin çarpıcı kanıtı durumundadır.
Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı'nın açıkladığı rakamlara göre, Türkiye'deki 8 milyon 341 bin 937 engellinin yüzde 36.3'ü okuma-yazma bilmiyor. Engelliler arasında, ilkokul mezunlarının oranı yüzde 41. Yüksekokula devam edebilenlerin oranı ise sadece yüzde 2.24.
Şimdilerde 12 yıl kesintisiz eğitim tartışılıyor; ama 1 milyon çocuğumuzun okula gidemiyor olması tartışılmıyor. İlkokula gidip sonrasına devam edemeyen milyonlarca çocuğumuz tartışılmıyor.
...........................
en genel tanımıyla bireyin toplum tarafından şekillendirilmesi olarak tanımlanan eğitim, IMF güdümlü politikalarla parlı hale getirilliyor,dolayısıyla en temel toplumsal ihtiyaçlardan biri olan parasız eğitim hakkımız gasp ediliyor.Eğitimn paralı hale getirilmesi birçoklarımızn eğitim almasını zorlastırıken , gittikçe bilgiyşde alınıp satılabilir bir meta haline getiriyor.[b]herkes parası kadar eğitim alabiliyor....
İşsizlik riskinden kurtulmak için diplomalar yetersiz ....bir dil biliyorsak ik dil; iki bilgisayar programı biliyorsak 5 bilgisayar programı, diplomamızın yanına sertifikalar koymak zorunda bırakılıyoruz.Tabi bunlar için de yıgınla para harcıyoruz.
piyasalaşan üniversitelerde, bireyselliğin ve rekabetin kutsandıgı bir eğitim anlayısı içinde bize sunulanlara itaat etmek zorunda bırakılıyoruz.
(Her şey bir yana Türkiye'de 1 milyon çocuk okuma-yazma bilmiyor. Çıplak gerçek bu. Onların gidecek bir okulu da yok, ya da varolan okullara gidemiyorlar. Ülkemizde engellilerin yüzde 36'sı okur yazar bile değil. 150 bin öğretmen açığı! Devam edelim; Şırnak gibi yerlerde öğretmen başına 57 öğrenci düşüyor! Eğitime bütçeden ayrılan pay, sadece yüzde 2.8!.. Eğitim hergün paralı ve pahalı hale getiriliyor! )
imzaladıgımız uluslararsı anltasmalar ve anayasa maddelernde sıralanan haklarmzn farknda değiliz. tüm engellemelere ragmen ortak sorunlarımız için,kand hak ve çıkarlarımız için, söz sahibi konumndakilarle muhatap olmak ve onlarla pazrlık etmek tek taraflı belirlemelere karşı fiili bir mücadele işe yarar mı?
yahut sizin çözümünüz ne yönde?
yada valla ben memnunum, bi sorunum yok her şey gıcır diyenlerdenmisiniz?
yada ya tamam da ben tek basıma ne yapabilir mi dıyorsunuz?
yada hep beraber bile bir şey yapamayacagımıza mı inanıyorsunuz?
.[/b]
.
.