çok beğentiğim bir yazıyı sizler için alııntıladım:
bireyin kendine ait hayatina, aile fertlerini olduklari yerde birakip, dogup buyudugu evdeki aitlik hissini birdaha asla ayni sekilde yasamamak uzere kapiyi ardindan kapayip attigi ilk adimdir. aklin ucundan bile gecmez o anda bir daha o evdeki sabahlarin hic ayni olmayacagi, kimbilir kac zaman sonraki donuste ayni ben oldugu halde hic bilinmedik bir tedirginligin bir seylere yabancilik, asina olunan yakinligin icinde garip uzakligi yasatacagi. ince ince bir seyler sizlar, geri donusumsuzlugun caresizliginde. onca emekle yetistirdiler, buyuttuler ve simdi ancak bir misafirden biraz daha iltimasli geliyorsun bu eve kendince, saat geldimi alarm zilleri basbas bagiriyor " hadi yuru ait oldugun yere"......... ve biliyorsun ki o yasli yuzlerin arzulu yurekleri hic gitmeni istemiyor, yuregindeki agirlikla cikiyorsun sokaga kontagi ceviriyorsun. gitgide alisiyor insan, ya da alistigini saniyor ta ki iste o bize ait karanlik odamiza sakladigimiz hayattan seckin sahnelerin arsivlendigi raflara elimizi uzatip onlari yeniden izlemek istedigimiz zamana kadar.bir kere çıktıktan sonra -ne sebeple olursa olsun- geri dönme hissinin çok kötü olduğu hadise... her şeyinizi olduğu gibi muhafaza etseler bile orası her nedense eskisi kadar sizin değildir artık. bi emanetlik hissi vardır içinizde, dokunur insana...
yarın yolcuyum sanırım...