DÖN !
Rahmeti yeni inmiş, filizleri yeni tomurcuklanmış ıssız bir vadiden sana sesleniyorum:
DÖN !
En umulmadık anımda, en beklemediğim tarafımdan bana dön !
Vücudumla bütünleşmiş kollarımın kalkmadığı, en basit insanlara dahi göz açtığım şu günlerde geriye değil ileriye dön !
Vasıfsız ruhumun en derin noktalarından zift damlarken beni de yanına al ve yüzünü ileriye dön!
Verdiğim güllerin dikensizliği, söylediğim sözlerin duruluğu, attığım bakışların masumluğu, dokunduğum ruhunun berraklığı aşkına ufkunu ileriye çevir ve sonsuza dön !
Senin aşk harbinde esir düşmüş bütünümü,
Söylediğin sözlerin güzelliğiyle coşmuş tümümü al ve öyle dön!
DÖN !
Hasretin vuslata dönüşürkenki sevinçleri,
Kardelenin bedenindeki eşsiz azmi,
Lalelerin kısa ama zarif duruşunu,
Varlığın anlamındaki yatan sırrı,
Gökyüzünün açık ve koyu mavisin,
Denizlerin tüm taşlarını,
Bebeğin her yanından damlayan masumluğu,
Kitapların hiç kimsde olmayan bilginliği,
Öksüzlerin ve yetimlerin gözlerinin ardında duran hüznü al ve öyle dön! Dön ki herşeyim yeniden doğsun... Dön ki baharıma güzellikler doğsun... Dön ki ruh kapılarımı en belirgin sevinçler vursun...
DÖN !
Öyle bir yere dön ki, öyle bir yere düş ki;
Dengeler yeniden kurulsun, çığlıklar sessizlikte kaybolsun. En güzel besteler yeniden notalara dizilsin, en uzaklar yakın olsun. Bilmediklerim bilinsin, engeller berraklaşsın, çöllerde güller bitsin...
DÖN !
Sonsuzluğun çıldırtan tatminkarlığı ruhumla buluşsun... Yüzünü sonsuza dön; sonsuzluk sonsuzlukla bütünleşip yeniden tanımlansın...
DÖN !
Beni de tut yanında öyle dön! Sana bağımlı, sana güdümlü bu ruh bir daha dönüş yaşamasın...
DÖN !
En uçsuz çizgiler en sonu belirsiz denklemler çözülsün...
DÖN !