'Dokundun mu hiç tenine bir çocuğun? Ellerini tuttun mu üşüdüğünde?
Üstünü örttün mü kara ayazlarda? Avuttun mu acılısını? Su verdin mi susamışına? Ağladın mı her ağladığında?
Peki, öptün mü bir çocuğun gözünü? Siyah, mavi, yeşil… gözünün taa içini?
Gözünün taa içinden aktın mı ırmaklara? Soluklandın mı gözünün yaşında?
Sevmekle başlar hayat... Hayat(lar) sevgilerle çoğalır… Sevgiyle büyür insan ömrü yaşamın her periyodunda… Bazen tıkanıp kalır umutların acımasız devinimin içinde, soluğun kesilir…
Dersin ki o zaman: Ne var yaşamaya değer? Anımsa o zaman bir çocuğun gözlerindeki pırıltıyı... Direncin dağ çiçeklerini...
Çocukken büyütürsün içindeki ilk umutları, büyüdükçe güçlenir, bileylenir, büyüdükçe kinlenir, derinleşirsin...
Belki bilmezsin kızılın güzelliğini o zamanlar, anlayamazsın paylaşmanın değerini… Belki öğretmemişlerdir sana direnmeyi…
Onlar da çocuktu: Sarışın, kara, ak, mavi gözlü, onların da tenleri vardı dokunulacak, onların da elleri vardı tutulacak, onlar da üşürdü kara ayazlarda, onlar da susardı şüphesiz... Onlar da çocuktu: Adları çocuktu yürekleri büyük... Çok büyük...
Erken büyüdüler onlar…
Erken aldılar ellerine taşları…
Toprağı erken kokladılar...
Mavzere erken sarıldılar…
Türküleri erken tanıdılar...
Ölümü erken tattılar...
Kimi beşikte tanıdı ölümü, kimi onüçünde, kimi onyedisinde... Ama çocuktu onlar, sarışın, kara, ak, mavi gözlü... Çatıları yoktu yağan yağmurdan kaçsınlar, suları yoktu susayınca içsinler... Bazen Diyarbekir oldu ölümün adı, bazen Filistin, bazen İrlanda, bazen Bolivya, bazen Irak...
Amcalar büyük uçaklarda getirdi ölümü, bıraktı avuçlarına… “Özgürlük” dediler, “demokrasi” dediler, ölümün adını değiştirdiler... Şimdi binlerce küçük beden ölüme yürür korkmadan, yürekleri “Filistin” der, “Lübnan” der, “Bağdat” der, yürekleri “Bağımsızlık” der...
Şimdi binlerce küçük beden “Özgür vatan” der, haykırır korkusuzca umutlarını... Gece yutamaz onları, kan boğamaz, işkence susturamaz... Çocuk olmak ne zordur aslında… Eğer ki bir gün büyüyeceksen ve taşlara ve silahlara sarılacaksan, çocuk olmak ne zordur o zaman...
Ama sen görmüyorsun, duymuyorsun. Hala çocuklar ölüyor bir yerlerde, hala sıcak demir parçaları körpe bedenlere saplanıyor pervasızca... Hala analar ağlıyor dünyanın bir ucunda... Nasıldır bilir misin küçücük bedenini vatanına, toprağına siper etmek?
Bilir misin nasıl yakar teni kimyasal bombalar? Kim bilir nice analar çocuksuz, nice çocuklar anasız kalacak?
Kim bilir daha kaç çocuk ellerinde kızıl bayraklarla taşlarla tankların önüne yatacak? Ama sen duymayacaksın görmeyeceksin... Senin umurunda olmayacak sokaklarda üstüne bastığın kemikler, hiç anlayamayacaksın ölümün erkenini... Oysa ki sen de çocuktun bir zamanlar; umutların vardı, düşlerin vardı...
Eğer insansan nasıl susturabilirsin içindeki kini, göz göre göre; nasıl susarsın haksızlığa ölümlere? Hayat direnmektir oysa biraz da, çocukların gözlerinde... Gözlerinin taa içinde... Gözlerinin en derininden akabilmektir kavgaya...
Ben Diyarbekir’im, Filistin’im, Lübnan’ım, Irak’ım; ben Vietnam’ım, Bolivya’yım… Bağdat’ım ben... ben bir çocuğum... Yakıyorum şimdi bedenimi bir meşale gibi...
Ve çekiyorum yüreğimin pimini... Koşuyorum kavgaya, kavgama, kavgamıza...'
Okadar kötü zamanlardayız ki,biz evlerimizde sakin hayatlarımızı sürdürürken ölenler var dişarıda hem bize çok uzak hem çok yakında..