Bugün Pazar ve Pazar günleri komik konular yazmak belki de en hayırlısı. Cuma günü türban yasağı komedisini yazmaya çalışmıştım, bugün de uzlaşma komedisine bir kez daha değineceğim.
Ülkemiz Türkiye’nin çok belirgin bir özelliği de kulağa hoş gelebilen bazı kavramların bir kez doğru ya da yanlış kullanımından sonra büyük bir çoğunluk tarafından ne anlama geldiği ya da gelebileceği pek düşünülmeden mutlak bir doğru, bilgece bir söz gibi terennüm edilmesi.
İçinde bulunduğumuz ve heyecanlı geçeceği belli olan yeni ve sivil bir anayasa yapma sürecinde de bu kadim alışkanlığımızın bir örneğini ‘uzlaşma’ kavramında yaşıyoruz.
Anayasanın özünün ‘uzlaşma’ esaslı olmasını savunanlar acaba bu kavram üzerinde bir-iki dakika durup düşünme zahmetine katlanmışlar mı, doğrusu merak ediyorum.
Geçtiğimiz hafta yine aynı konuda bir yazı yazdım, bu Pazar günü de bu konuya devam etmek, belirli alanlarda mesela anayasanın ruhunda uzlaşma fikrinin komik bir fikir olduğu meselesini işlemeye devam edeceğim.
Cuma (21 Eylül) günkü yazımda türban yasağının komik olarak nitelendirebileceğim bir çerçevede tartışıldığını, kamusal alan gibi önemli bir kavramın yasağı meşrulaştırmak için cahilce kullanılageldiğini ifade etmeye çalışmış idim.
Türban yasağı komik bir bağlamda savunulurken şimdi de anayasada uzlaşma gibi yine komik bir çerçeve, sanki çok bilgece bir ifadeymiş gibi terennüm edilmeye başlandı.
Daha önce de değindiğim gibi anayasalar öncelikle hukuk devleti temel ilkelerini ve temel hak ve özgürlükleri belirlerler; ikinci olarak da devletin idari yapılanmasını ortaya koyarlar.
Devletin idari yapılanması konusunda tartışmaları çok doğal buluyorum zira örneğin TBMM tek meclisli mi çift meclisli mi (senato) olsun tartışması idari yapılanmaya ilişkin bir tartışma ve hem tek hem de çift meclisli sistemler hukuk devletinin evrensel ilkeleri ile tutarlı olabilirler.
Benzer bir şekilde yarı başkanlık sistemi mi, başkanlık sistemi mi, klasik parlamenter sistem mi olsun tartışması da anlamlı ve üzerinde uzlaşma gerektiren tartışmalar.
Bu konularda yani devletin idari yapılanmasını belirleyen konularda uzlaşma doğal olarak gerekli ama Türkiye’de tartışılan konu bu değil ve uzlaşma isteyenler hukuk devleti ve temel hak ve özgürlükler konusunda uzlaşma istiyorlar.
Ve bu uzlaşma talebi tam bir komedidir, şayet uzlaşma gerçekleşirse Türkiye Suriye, Mısır gibi bir çevre ülkesi konumuna ve buna uygun hukuk stardartlarına düşer.
Hukuk devleti kavramının, temel hak ve özgürlüklerin standartları ülkemizin altında imzası bulunan antlaşmalarda ve sözleşmelerde çok net olarak tanımlanmıştır ve bu çerçeve dışında standart arama yani eski dünya standartları ile uzlaşma arama Türkiye’yi düşük standartlara mahkum etmekle eş anlamlıdır.
1215 Magna Carta’dan beri demokrasilerin ve zamanla da hukuk devletinin özü vergi mükellefinin her kuruşunun kamu harcamasına dönüşünün seçilmişler (TBMM) ve seçilmişler adına yetkili kılınmış bir yargı organı (Sayıştay) denetimine tabi olmasıdır ve bu temel ilke hukuk devletlerinde, bazı konularda gizlilik esasına da uyularak, eksiksiz ve tavizsiz uygulanır; oysa bizde, bilindiği gibi örneğin askeri harcamaların bir bölümü TBMM ve Sayıştay denetimi dışında kalabilmektedir ve bu hukuk devleti karşıtı ilginç denge işte bu eleştirdiğim ‘uzlaşma’ sürecinin bir ürünüdür ve bu uzlaşmanın hukuk diline tercümesi ülkemizin ve devletimizin düşük hukuk standartlarına mahkum olması anlamına gelmektedir.
İfade özgürlüğünde, örgütlenme özgürlüğünde, hak arama özgürlüğünde, idari tasarrufların yargısal denetiminde vs. Türkiye Cumhuriyeti’nin altında imzası bulunan sözleşmeler ve evrensel hukuk ilkeleri bu konuları düzenlemiştir ve anayasanın temel haklar ve hukuk devleti konularında uzlaşma demek ülkemizin hukuk standartlarını değersizleştirmekle eş anlamlıdır.
İçinde bulunduğumuz süreçte evrensel normları temel almak AKP’nin bu zor uğraşına da çok güçlü bir meşruiyet kaynağı oluşturacak ve bu nereye varacağı kestirilemeyen uzlaşma komedisine de son verecektir.
Özel alanda kültürel farklar dolu dolu yaşanır ama kamusal alanda mesela anayasada tarih, sosyoloji, kurucu ideoloji gibi kavramlar uzlaşma ve standart düşüklüğüne bahane olamaz. Komedi değidim tam da budur.