Tozdan dumandan ferman okunmaz. Bunun için de fermanın okunmasına niyeti olmayanlar, “insan insanın kurdudur” anlamında kurtlar; dumanlı havadan, dumanlı hukuktan hoşlanırlar. Kafalar karışır, terimler karışır, acele işe şeytan karışır, ülke karışır, “kâtip benim, ben kâtibin el ne karışır?”, derken elbette işe nice eller de karışır, sonuç da yine husran olur. -Efendim dumansız hukuk olur mu? Dumanlı hukuk tiryakilerini bu zevklerinden mahrum etmek, gericiliğin dayatması demek değil midir? Hukuk'u İzmir ve Erzurum Baro başkanlarından daha mı iyi bileceksiniz? Sadece gericiliğe geçit yoktur, yoksa milliyetçiliğe sınır koyamazsınız, milliyetçilerin ifade özgürlüğü yok mu? Namlıların ifade vasıtaları mutlaka ağızları ve kalemleri mi olmalıdır? Namlular ne güne duruyor? Empati deyû bir türkü tutturmuşsunuz, sizinkisi empati de bizimkisi kasımpatı mı? Millî hisler galeyana gelince Anayasa filânı kim dinler?
Oysa ey Azîzan; kaziyye (kazın ayağı!) böyle değildir. Bunlar kazları aldatmak için yatılan ayaklardır. Kaziyye ile; kaz (tavlama) ayaklarını biribirinden tefrîk ve temyîz edebilmek; şart-ı elzemdir. Tabiî Hukuk almak için evlerinden çıkanlar temyiz ve tefrîk (furkan) gözlüklerini evde unutmuş iseler, üşenmeyip bir koşu geri dönerek almalıdırlar. Yoksa; Tabiî Hukuk yerine, Orman Kanunu'nu alacakları şüphesizdir. Bugün nice hukukçu; üstelik para vererek satın aldıkları Orman Kanunu'nu “bir kez para verip tahsil ettik, artık gak da dese guk da dese yiyeceğim” diyerek yemeye çalışmaktadır. Bir kısmı da artık bağımlısı oldukları, dumanı üstünde Orman Kanunu'nu esasen bırakamazlar, kendilerine zarar vermekle kalmayıp çevrelerini de “dumanaltı” ederler.
Ey Azîzan, Emîr-ul-mü'minîn'den ilham alarak diyelim ki: Hukukun özü bir nokta idi, sonra cahiller (bilgisiz ve bilgiye düşman zorbalar) onu, hukuku şişirdiler, çoğalttılar, bu özden sapan bir mevzuat yığını haline getirdiler.
Bu nokta sevgi gözesidir. Bu gözeden, “kûn” (ol!) emriyle nasıl bütün mükevvenat (kâinat) sadır olmuş ve sûretlere bürünmüş ise, hukukun özü de bu sevgi gözesinden sâdır olmuştur. İşte gerçek Hukuk Âb-i hayâtını bu gözeden almak gerekir. Yine Emîr-ul-mü'minîn'in sözüdür: - Suyu bulanık olmayan kaynaktan alın!
Oysa hangi gözeden su alacakları insanlığa yedibin küsûr yıl önceden bildirildiği halde, yine bunca bin yıldan beri nice ruhsatsız saka; damacanalarını merkepceğizlere taşıtarak; hukuk felsefesi alanında insanlara mikroplu su satmışlar ve satmaktadır. Rahmetli nenem, herhalde bu gibi sakalar için koşulmuş bir bayatı (mani) söylerdi: -Bu gelen özün bilmez/Danışır, sözün bilmez/Her gelen su getirir/çeşmenin gözün bilmez!
Çok doğru değil mi? Yeryüzünde nice hukuk felsefecisi, şeyh, mürşid vs. yaşamış ve yaşamaktadır ki “nefsini bilmeden, Rabbini bilmeden”, söylediğinin yanlış olduğunu da bilmeden, Ab-i Hayat kaynağının nerede olduğunu da bilmeden bulanık ve mikroplu su dağıtımını -zahmetini de merkepceğizlerine yükleyerek- yapmış ve yapmaktadırlar. Oysa sevgi gözesi bize şahdamarımızdan da çok yakındır. Bataklık balçığına; su niyetine niçin bunca bedel ödüyoruz?
Ey Azîzan, Rahman ve Rahîm ve Vedûd olan Rabbimiz Allah'ın sevgi gözesinden kaynayan Tabiî Hukuk'un temel ilkelerini dört ilkede özetleyebiliriz: İnsanlık onurunda eşitlik ilkesi hakkaniyet ilkesi, dürüstlük ilkesi ve güven ilkesi. Daha da özetlemek istersek, iki ilkeden söz edilebilir: Adalet ve dürüstlük ilkeleri. Adalet ilkesi, sevgiden kaynaklanan adaletin ne demek olduğunu bize bildirir, dürüstlük ilkesi de adaletin ne demek olduğunu bilmekle, öğrenmekle yetinmeyip davranışlarımız da adalete riayet etme, âdil olma yükümünü getirir.
Bu iki ilkenin de alt ilkeleri vardır. Adaletin birinci alt ilkesi eşitlik adaletidir. Bu ilkenin istisnası, mütekabiliyet şartı vs. yoktur. İnsanlık onurunda her insan eşittir. Yetmişiki millete bir göz ile bakılır. İkinci alt ilkesi de hakkaniyet ilkesidir. Dürüstlük ilkesinden de ahde vefa ilkesi, güven (itimad) ilkesi ve başkalarının dürüst davranacağımıza olan güvenini ihlal etmiş isek, verdiğimiz zararın giderilmesi gibi alt ilkeler kaynaklanır. Okka her yerde dört yüz dirhemdir. İzmir ve Erzurum'da değişmez. Washington oradaysa, arşın buradadır. Bu gerçekten gafil olmayana selâm!