Siyaset ve Düşünce Forumu Forum Ana Sayfa Siyaset ve Düşünce Forumu
www.siyasetvedusunce.net / www.hukukcugenc.com


Mehmet Altan - Oktay Ekşi Polemiği

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Siyaset ve Düşünce Forumu Forum Ana Sayfa -> Köşe Yazıları
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Admin
Site Admin


Kayıt: 14 Ağu 2007
Mesajlar: 182

 MesajTarih: Pzr Ksm 04, 2007 3:19 pm    Mesaj konusu: Mehmet Altan - Oktay Ekşi Polemiği Alıntıyla Cevap Gönder Back to top

Mehmet Altan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda bir yazı yazar:

Cumhuriyet ne işe yarar?

Bu haftayı, iki gün dışında Londra’da geçirdim...

Kişi başına gelir

ne kadar biliyor musunuz?

32 bin dolar.


İngiltere, vatandaşlarının yaşam kalitesi açısından dünyada ilk ona giriyor.Zengin ve özgürler.

Bu insanını mutlu kılan ülkede rejim ne?

Cumhuriyet değil...

Krallık.

Resmi adıyla söylersek ‘Büyük Britanya Birleşik Krallığı’...

***

İngiltere’den az bir süre önce de Suriye’deydim.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Türkiye sözcüsü Metin Çorabatır’ın davetiyle, oradaki iki milyon civarındaki Iraklı göçmenin durumunu görmeye gitmiştik.

Kişi başına gelir...

Vatandaşın özgürlüğü...

Zenginlik...

Bu açılardan Suriye vatandaşının yaşam kalitesi yüzüncü sıralarda sürünüyor.

Ama rejim cumhuriyet.

***

Cumhuriyet ama...

İktidar babadan oğula geçmiş.

Hafız Esad öldüğünde şimdiki devlet başkanı Beşir Esad 34 yaşındaymış... Anayasa ise kırk yaşından önce cumhurbaşkanı olmayı engelliyormuş.

Bir gün içinde anayasayı değiştirip Beşir Esad’ı cumhurbaşkanı yapmışlar.

Nasıl oluyor?

Çünkü Suriye otoriter bir cumhuriyet.

Tek parti zihniyeti ile örülmüş, askerin ve istihbaratın egemenliğinde bir ülke.

Uçan kuştan haberi olduğu söylenen Suriye’nin güçlü istihbarat örgütünün adı El Muhaberat.

Şehir efsanesine göre Suriye’de nüfusun yüzde sekseni El Muhaberat... Yüzde yirmisi de iş başvurusunda bulunmuş, beklemekte.

***

Cumhuriyet pratik olarak hanedan’ın elinden iktidarı alıyor?

Ama almasından ziyade iktidarı kime devrettiği önemli?

Örneğin, Suriye’de resmen İngiltere’deki gibi hanedan yok... Ama egemenlik babadan oğula geçmekte.

İngiltere’de ise egemenliğin sahibi doğrudan halk.

Neden?

Çünkü İngiltere, çoğulculuğun, çok sesliliğin, insanı sistemin odağına koyan temel hak ve özgürlüklerin esas alındığı çok köklü bir demokrasi.

Suriye’de ise Esad ailesi, ordu, polis, istihbarat iktidarda.

Halkın ezberini ise otoriter cumhuriyet şekillendiriyor.

***

Türkiye’de cumhuriyet, Osmanlı Hanedanı’nın iktidarını yıkıyor ama egemenliği halka devretmiyor.

Otoriter bir cumhuriyet rejimi kuruluyor.

İktidar, Milli Şef’e geçiyor... Umdelerinde ‘demokrasi’ yani halk egemenliği bulunmayan Altı Ok’çu Cumhuriyet Halk Partisi’ne geçiyor.

İngiliz demokrasisine çok uzak, Suriye rejimine çok yakın bir noktada seyrediyoruz.

***

Onun için...

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının yaşam kalitesi bir türlü düzelemiyor.

Yaşam kalitesi sıralamasında dünyada 92. basamaktayız.

İngiltere ise ilk onda.

85 yıllık cumhuriyet, demokrasiye hep şaşı baktı.

Halk egemenliğini hiç sevmedi.

Yöneteni kutsadı, yönetileni adam yerine koymadı.

Durum ortada...

2008 yılında yüzüncü yılını kutlayacağımız İkinci Meşrutiyet’in hemen ardından durum nasılsa, yüz yıl sonra da pek farklı değil.

Sorunlar tıpatıp aynı... Laiklik, Kürt sorunu vs...

Cumhuriyet, demokrasiyle taçlanmayınca, sorun da çözemiyor.

***

Yorgun ve başarısız Birinci Cumhuriyet’in yaralarını sarmak, zaaflarını onarmak, halkın zenginleşmesini ve özgürleşmesini sağlamak için çare ne?

Halkı egemenliği... Temel hak ve özgürlükler... Evrensel hukuk... Bireyin mutluluğunu oluşturacak zenginlik ve özgürlük çıtasının yükseltilmesi.

Bunu ne yapar?

AB tam üyeliği.

***

Yüzde 47 oy ile iktidara gelen AK Parti iktidarı sözlerin tutar ve AB istikametinde bir sivil anayasa ile halk egemenliğine dayalı güç dengesinin çatısını kurar... Öte yandan da AB reformları için gaza basarsa...

Cumhuriyetin önümüzdeki yılları hiç şüphesiz daha parlak, halk da çok daha mutlu olabilir.

Ama AK Parti şimdilik bu noktadan çok uzakta durmakta.

***

Cumhuriyet’in zindeliği silaha değil, evrensel hukuka, demokrasiye, bireyin özgürlüğünü ve zenginliğini esas alan zihniyete bağlı.

Cumhuriyet olmadığı halde bu gerçekleri anlayan İngiltere yaşam kalitesi açısından ilk onda.

AB üyesi olan Yunanistan 24. sırada...

Biz ise 92. sıradayız.

Seksen beş yıllık cumhuriyet için pek de övünülecek bir durum değil.

Ama üzülmeyin...

Bizim cumhuriyet ‘insanı ve demokrasiyi’ keşfettiğinde bizim yaşam kalitemiz de yükselecek.

Bir gün, mutlaka...Minik kartın


29.10.2007


Oktay Ekşi ertesi gün bu yazıya cevap verir:


84'ündeki Cumhuriyet

CUMHURİYET'in kuruluşunun 84'üncü yıldönümü dün, en çok kendine "İkinci Cumhuriyetçi" diyenlerin sütunlarını işgal etmişti.

Belli ki bir türlü içlerine sindiremedikleri bir gerçek var karşılarında...

Ne var ki onlar Cumhuriyet'e çemkirirken, öteki sütunlarda "Türkiye 84 yılda 865 kat büyüdü" başlıklı haberler yer almaktaydı.

Buna göre 1923'te kişi başına 45.3 dolar olan milli gelir ortalamamız 84 sene sonra 145 kat büyüyerek 6 bin 625 dolara ulaşmış. Türkiye en büyük ve istikrarlı kalkınma hızı olan ortalama 9.4'e de o dönemde erişmiş.

Ama efendim mesele o değilmiş...

Yıllardır bu konuda aynı plağı çalıp duran bir sütundan aktaralım. Şöyle diyor:

"Türkiye'de cumhuriyet, Osmanlı Hanedanı'nın iktidarını yıkıyor ama egemenliği halka devretmiyor.

Otoriter bir Cumhuriyet rejimi kuruluyor.

İktidar, Milli Şef'e geçiyor... (Nedense Atatürk dönemini ağzına alamıyor. Doğruca İsmet Paşa'ya saldırıyor.) Umdelerinde "demokrasi" yani halk egemenliği bulunmayan (oysa "Halkçılık" ve "Cumhuriyetçilik"le kastedilen demokratik yönetimdir) Altı Ok'çu Cumhuriyet Halk Partisi'ne geçiyor. (...)

Onun için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının yaşam kalitesi bir türlü düzelemiyor.

Yaşam kalitesi sıralamasında dünyada 92. basamaktayız.

İngiltere ise ilk 10'da.

85 yıllık cumhuriyet, demokrasiye hep şaşı baktı.

Halk egemenliğini hiç sevmedi. (Sevmedi de... 1946'da demokrasiye baban mı geçti? 1950'de serbest, temiz ve genel seçimi baban mı yaptı? Meşruiyetin kaynağının ve temelinin halkın iradesi olduğunu baban mı kabul, tescil ve ilan etti?)

Yöneteni kutsadı, yönetileni adam yerine koymadı.

Durum ortada..."

Evet durum ortada... O duruma biraz daha yakından bakalım:

Sayalım ki "Cumhuriyet'i kuranlar çok yanlış yaptı. O yüzden halimiz çok kötü."

Adama sormazlar mı, "Sırtındaki unvanı alıncaya kadar sana hiç tarih okutmadılar mı?" diye!

Cumhuriyeti kuranlar her şeyi kötü, her şeyi yanlış yaptı ise, ona karşı zihniyetin 1950'den beri yani -birkaç yıl dışında- 57 yıldır iktidarda olduğunun farkında değil misin?

Durum kötü ise bu, Cumhuriyet'in ilk 27 senesinin yani Kemalizmin mi yoksa ülkeyi son 57 senedir yöneten ve Kemalizme karşı olduğu bilinen iktidarların mı suçudur?

O nedenle, eleştireceklerse, kınayacaklarsa, "Türkiye hálá bir köylü toplumu olmaktan çıkamadı" diyeceklerse bunu yanlış adreslere değil, asıl sorumlulara söylemeleri gerekir.

Bir nokta daha var... Bunların derdi bireylerin refahı, demokrasi, hukukun üstünlüğü, saydam yönetim vs. olsa mesele yok. Çünkü hepsinde anlayış birliği sağlanır.

Sorun bunların "ulusal değer" diye bir kavramı tanımamalarıdır. Cumhuriyet'i sevmemelerinin asıl nedeni budur.



Mehmet Altan'da bu yazıya ertesi gün cevap verir.


Andıç ulağı ...

Babıali’nin baş arzuhalcisi...

Karışık zamanların en utanmaz kışkırtıcısı...

Baktım bana saldırıyor.

Tereddütte kaldım, cevap vermeye değer mi.


Aslında değmez.Ama sorun şu:Bu yazmaz ki... Buna yazdırırlar.

Nerden mi biliyorum, bende belgesi var çünkü.

***

Çekmecemi açtım...

1998 yılındaki Andıç’ı çıkardım.

‘Kullanılacak Yöntem’ bölümünde, böyle aşağılık iftiraların nasıl gerçekleşeceği açıkça anlatılmış.

Basından ‘seçilen birine’ sahte ifadeler aktarılacak...

O da bunu yazacak.

İşte o ‘sahte ifadeleri’ gerçek gibi yazan ‘seçilmiş kişi’ şimdi bana saldıran.

Andıç’ın el ulaklığını yaparak insanların hayatını karartan, iftiraları gazete sütununa taşıyan ruhsuz kukla.

***

Üstlendiği o iğrenç iftiracılık görevinin lekesi hala alnında...

Ama o gene yazıyor.

Utanmadan... Yüzü kızarmadan...

Şimdi kalkmış bana saldırıyor.

Nazım’ım mısrası buraya iyi oturuyor:

‘Sen çıkmadın karşıma

Seni çıkardılar

Ensenden tutup paçama saldırttılar.’

***

Köhnemiş...

Anlamsız...

Ezberleri tekrarlıyor.

Efendileri duysun diye cevaplayacağım.

Ama önce o ‘efendilerine’ şunu söyleyeyim... Fena halde irtifa kaybediyorsunuz, Falih Rıfkı’dan andıç ulağı yeteneksizlere gerilediniz.

Gerilemeseydiniz, kendinize ‘kalemşör’ olarak ‘mukayesenin’ anlamını bilen birini seçerdiniz.

Ama siz de haklısınız, öyle biri de böyle sefil görevleri kolayından üstlenmezdi.

***

Neymiş?

‘Türkiye 84 yılda 865 kat büyümüş’...

Bu laf, doğduğunda kırk santim olan bebeğin yirmi beş yaşında bir metre olmasına sevinmeye benziyor...

Doğduğundan bu yana boyu büyümüş ama onu ‘cüce’ yapan, ‘normal’ olanların yirmi beş yaşında boyunun bir yetmişe ulaşması.

Bir canlının ‘büyüme’ oranının normal olup olmadığını anlamak için onu diğerleriyle kıyaslamak gerekir.

Diğerleri ne olmuş?

Onlar bir yetmiş, bir seksen, bir doksan olduysa sen ‘bir metre oldum’ diye sevinmezsin.

Tabii, ‘mutlu aptal’ denilen ve neye üzülmesi gerektiğini bilmeyen zavallılardan değilsen.

Ya da gerçekleri halkından saklamakla görevlendirilmemişsen.

***

Ayrıca şu klasik faşist söylem...

Neymiş?

Tek parti döneminde her şey iyiymiş.

Ama devreye halk girince...

İşler 1950’den sonra bozulmuş.

Çünkü Kemalizm bu tarihten sonra iktidar olamamış.

***

Acaba mı?

1946’da San Fransisko Konferansı’na gitmek için göstermelik ‘çok partililik’ kararı alınıyor.

Peki ‘hukuksal mevzuat’ çok partili sisteme göre değişiyor mu?

Ne gezer?

Hukuksal yapı tek parti faşizmini olduğu gibi sürdürüyor.

***

1960’da ne oluyor? Darbe.

1971’de ne oluyor? Muhtıra.

1980’de ne oluyor? Darbe.

Kendisinin de andıççı el ulağı olarak kullanıldığı 28 Şubat’ta ne oluyor? Post modern darbe.

27 Nisan’da ne oluyor? E-muhtıra.

Anayasaları kim yapıyor? Darbeciler.

Bugünkü anayasa, seçim yasası, Meclis tüzüğü kimin eseri?

12 Eylül’ün.

Bunların özündeki felsefe ne?

Kemalizm.

Sonra da kalkmış, ‘ 1950’den sonra Kemalizm yoktu’ diye yazı yazıyor.

‘Git başımdan Aysel.’

***

Bir yaşına gelmeden ölen çocuklar yok...

Bir dolarla geçinmek zorunda kalan milyonlar yok...

Zengin ile fakir arasındaki uçurumlar yok...

Bölgeler arası, hatta şehir içi depremli dengesizlikler yok...

Cumhurbaşkanlığı seçiminden, Kıbrıs’taki köprüye kadar her şeye karışan gizli hatta açık askeri bir iktidar yok...

Neymiş?

865 kat büyümüşüz.

Niye yaşam kalitesi sıralamasında Yunanistan yirmi dördüncü de...

Biz doksan ikinciyiz?

Neden bizim insanlarımız Yunanistan’ın vatandaşlarından daha kötü yaşıyor?

Biraz haysiyetin, biraz cesaretin, biraz mertliğin varsa insanlarına bunun gerçek nedenlerini anlatsana.

***

Askeri ve otoriter bir cumhuriyet kurarsan...

Padişahtan aldığın iktidarı diktatoryaya devredersen...

Cumhuriyeti askeri bürokrasinin denetimine bırakırsan...

Halkı dışlarsan...

Parlamentoyu defalarca darbelerle sarsarsan...

İşler bu kadar olur.

***

Demokratik Cumhuriyet ile Kemalist Cumhuriyet arasındaki farkları anlamak istiyorsan... Ya da efendilerin anlamak istiyorsa...

Seksen yıl sonra neden dört bin konuda AB’den geriyiz... Ve 1993 yılında eski sosyalist ülkeler için oluşturulan Kopenhag Kriterleri’nin eşiğini, o da AB’nin gayretiyle neden ancak geçebildik sorularını da cevaplamanız gerekir.

Türkiye’nin sıkıntısı, neden bu kadar çok şehit verdiğimizi bile sormaktan ürktüğümüz o baskıcı iklimi yaratan militer zihniyet, otoriter cumhuriyettir...

Gerçek demokrasinin bu ülkede bir türlü olmamasıdır...

Halka güvenilmemesidir...

Halkın isteklerinin göz ardı edilmesidir.

***

İnsanlara iftiralar atan...

Andıçlara ulaklık eden zavallı kukla...

Durum budur.

Git, bunları andıçcı efendilerine söyle.



Oktay Ekşi'nin cevabı:



Cumhuriyetimizin 84 yıllık geçmişine hakaret -çoğu kez iftira- etmeyi marifet sayan bir kalemin, önceki günkü yazıma verdiği karşılığı okudum. Günümüzün Ali Kemal'lerinden biri olduğunu bildiğim için iftiralarına hayret etmedim. Seviyesiz üslubunu, terbiyesine verdim. Keşke suratına çarptığım gerçekleri de yanıtlasaydı dedim. Benim "talimatla yazdığımı" söylemesine hayret ettim. Çünkü bana, ne yazacağıma ilişkin tek kelimelik talimat verebilen bir babayiğidin -pek korktuğu asker dahil- henüz doğmadığını, bundan 54 yıl önce birlikte çalıştığım babasına sorsa, ondan öğrenirdi diye düşündüm. Ama gazeteciliği de bilim adamlığı düzeyinde olmalı ki yapmamış dedim.

Bu konuya nokta koymadan belirteyim:

Bunların meselesi sadece "daha gelişmiş demokrasi" ve "Türkiye'nin çağdaş refah devletleri düzeyine kavuşması" olsa sorun kalmazdı. Bunların istediği "hepimiz için demokrasi" değil, "bölücü" için "hain" için demokrasidir. Çünkü bunlar bizim "vatan" dediğimiz yere, satılabilir bir "arazi" diye bakarlar. Nitekim yazdıklarını irdeleyin. Bunlar bu ülkede doğdukları, bu ulusa mensup oldukları için de kendilerini çok talihsiz sayarlar. Bunlarla yolumuz o yüzden ayrıdır.


Mehmet Altan'ın cevabı:

Öyle demagojilerle, laf kalabalıklarıyla, küfürlerle elimden kurtulamazsın.

Sen şimdi 25 Nisan 1998 tarihli yazını yayınlayacaksın...

Altına diyeceksin ki, ‘ben dürüst, ahlaklı bir adamım, bu yazıda yazdığım her şey doğrudur.’

Ya da, ‘ben ahlaksız, sefil bir yalancıyım, bu yazıda yazdığım her şey iftiradır, ben iftira attım’ diyeceksin.

Sen yaptığını unutturmaya çalışıyorsun ama unutturamazsın. Senin hedef gösterdiğin adamlar vuruldu, işten atıldı, hayatlarıyla oynandı.

Normal bir ülkede senin yaptığını yapan adamı bir gazeteden içeri bile sokmazlar.

Sen ne yüzle yazı yazabiliyorsun, anlamıyorum.

Bir de, benim ‘akademik’ düzeyimle ilgili bir şeyler söylemişsin. Sende şuur eksikliği olabileceğini düşündürüyorsun.

Ahlak gibi, dürüstlük gibi, eğitim de senin kalem oynatabileceğin bir alan değil. Benim profesör olduğum yaşta sen zor bela hukuk fakültesini bitirmeye çalışıyordun. Sen kim, akademik değerlendirme kim.

Sen olduğundan başka biri olmak, başka biri gibi görünmek istiyorsun. Haklısın. Kim senin gibi olmak ister. Sen bile istemezsin.

Ama sen sensin.

Bunu değiştiremezsin.

Böyle giderse her sabah sana kim olduğunu bir daha hatırlatacağım.


Oktay Ekşi'nin cevabı:


Yerin ve yüreğin varsa benim sadece 25 Nisan 1998 tarihli yazımı değil geçmişteki tüm yazılarımdan hangisini istersen yayımla da okuyucuların satılmamış bir kalem görsün. Bu bir.

Ben hiçbir yazımda bugüne kadar hiçbir kimseyi hedef göstermedim. Benim yüzümden kimse vurulmadı. Bunu bile bile iftira edene en azından ahlaksız derler. Bu iki.

Dediğin yazı resmi bir kaynaktan verilen bilgiye dayanıyordu. Orada Şemdin Sakık'ın "PKK'ya hizmet sunan gazeteciler var" dediği bildirilmekteydi. Ona dayanarak "PKK'ya hizmet sunan kim varsa alçaktır" dedim. Bugün de dayandığım bilgiye güvenirsem aynı şeyi söylerim. Bu üç.

Bilgi kaynağının bizi aldattığını öğrenince, bizi aldatanları lanetleyerek o olayın mağdurlarından, iki defa özür diledim. Zerre kadar dürüst bir insan olsan onu da yazarsın. Bu dört.

Demagoji yapma! Sana söylediklerimi yanıtla, örneğin "bu ulusla gurur duyduğunu" söyle, sonra konuş. Bu beş.

Bilim adamı olarak değerini, bilimsel verimin tartıldığı "Social Sicence Citation Index" terazisinde ölçtürdüm. Karşıma senin gibi bir SIFIR çıktı. Bu da altı.


Mehmet Altan'ın cevabı:


Utanmak önemli bir haslet.

Ama senin gibiler için de ağır yük. Onun için sen bu yükü taşımıyorsun. Çünkü utansan senin yazı yazmaman, gazetecilik yapmaman gerekecek.
Önce senin ‘ben satılmamış kalemim’ dediğin yalanından başlayalım. ‘Bir gazetenin başyazarı, sütununda bireysel görüşünden çok gazetenin yayın politikasını yansıtır’ diye yazan sensin.

Başyazarlar değil, senin gibiler bireysel görüşleri yerine başkalarının belirlediği politikaları yansıtır. Kalemini başkalarının görüşlerini yansıtmak için kullanmak bir yazar için utanç vericidir. Ama ‘utanmak’ sana yabancı bir sözcük, biliyorum.

***

Sen ‘satılmamış bir kalem’ olduğunu söylerken, ‘ben kalemimi satmam, gazeteyi kim yönlendiriyorsa ona kiralarım’ mı demek istiyorsun? Kiralık bir kalem olmak mı onurlandırıyor seni? Satmıyorsun da kiralıyor musun?

***

Şimdi gelelim senin andıç ulaklığına.

İnsanların vurulmasına, işsiz kalmasına, hayatlarının savrulmansa yol açan kampanyanın ilk işaret fişeği olan senin yazına.

‘O yazı resmi bir kaynaktan gelen bilgiye dayandırılıyordu’ diyorsun.

Hangi resmi kaynak o? Resmen Türk Genelkurmay’ı mı verdi sana o bilgiyi?

Yoksa bir cuntanın üyesinden mi aldın?

‘Kaynak’ Genel Kurmay mıydı yoksa cunta üyesi bir general mi? O iftiraların kaynağı kimdi?

Dün Cumhuriyet’te Oral Çalışlar senin de içinde olduğun yeni bir andıç kuşkusunu ima ederken, Sabah’ta Emre Aköz de, sana o ‘belgeyi’ veren iki cuntacı generalin adını yazdı.

Sana o iki general mi ulaştırdı belgeyi?

‘Güvenilir’ bulduğun ‘resmi kaynak’ onlar mıydı? Hangi yoldan o iftiralar sana ulaştı?

Bunların cevabını ver.

***

Bu soruları soruyorum çünkü artık bu sadece ikimiz arasında bir olay değil.

Bu devletin nasıl işlediğini, içinden nasıl ‘iftiracılar’ ve suçlular çıktığını gösteren o ‘andıç’ rezilliğinin gerçeklerinin ortaya çıkması için çok önemli bir adım.

Aşağılık bir komplonun nasıl yürüdüğünü onun en önemli piyonunun ağzından öğrenmek bize çok önemli bilgiler sağlayacak.

Belki senin gibi kolay ‘kandırılanların’ ahlaksız iftiralarının nerelerden kaynaklandığını daha rahat anlayacağız. Toplum olarak tedbirlerimizi alacağız. Topluma bir hayrın dokunacak. Belki seni üzecek hayırlı bir iş yapmak ama kurtulamayacağını anlarsan toplumuna yararlı bir iş yapmaktan kaçmazsın.

***

Tabii kolay kandırılanların kişiliğini tanımamız için şunları da cevaplamalısın...

O bilgilerin doğruluğuna nasıl bu kadar çabuk inandın? Yazdığın iftiraların doğru olup olmadığını hiç araştırdın mı?

Bütün yazılarını böyle araştırmadan mı yazarsın yoksa sadece ‘cuntacılardan’ gelen belgelere mi böyle gözü kapalı güveniyorsun?

Niye ‘andıççılar’ başka birini değil de seni seçti iftira kampanyasını başlatmak için?

Niye bu iftira kampanyasını başlatmak için başka yazara değil de sana geldiler?

Bu iftiraları hemen yayınlayacağına dair güvenleri nasıl oluşmuştu? O iftiraları yazmak ‘bireysel görüşün müydü’ yoksa gazete politikası olarak mı sana yazdırdılar?

***

Niye zalimler, iftiracılar seni kandırmayı becerdiler de, kurban seçilen masumlar seni ‘kandıramadılar’?

Niye masumları koruyanların arasında değil de iftiracıların arasında yer aldın?

Seni güçlüler kolay kandırıyor, değil mi?

Küçük bir çocuk gibi ‘beni kandırdılar’ diye işin içinden sıyrılamazsın.

Seni yeniden kandırmayacaklarını, gene başka insanlara iftira atmayacağını, yazılarının ‘kandırılmışlıktan’ kaynaklanan yalanlar olmadığını okuyucuların nasıl bilecek?

Senin bu kadar çabuk ‘kandırılman’ kaypaklıktan olmasın?

Kalemini kiralamayı böylesine rahat kabul eden belkemiksiz teslimiyetinden?

Sen insanların hayatını mahveden ‘iftira kampanyasının’ baş aktörlerindensin.

Baskılara, işkencelere, bu ülkenin insanlarına yapılan kötülüklere karşı çıkan kim varsa bu ülkenin egemenleri onlara karşı bir kampanya başlatmak için senin gibi ‘kiralıkları’ kullanıyor.

Bugün de görevini merak ediyorum.Yazdıkların senin ‘bireysel görüşün’ mü yoksa gazete yönetiminin politikası mı?

***

Bir de ‘ulusumla gurur duyuyorum de’ diyen o demagojik lafın var. Bak kandırılmış çocuğum...Yazarlar, uluslarının gurur duyulacak işleriyle gurur duyarlar. Kendilerini ‘ulus’ diye yutturan ve kendi uluslarına acı çektiren cuntacıların, egemenlerin, zalimlerin suçlarından, günahlarından, zulümlerinden gurur duymazlar.

Onları eleştirirler. Onların iftira kampanyalarına katılmazlar.

Senin ‘ulusun’ andıççılar, cuntacılar, darbeciler, zalimler. Sen onlarla gurur duy. Ben onlardan tiksinirim. Onların kiralık kalemleri hakkındaki duygum da aynıdır.
 
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder MSN Messenger
umut62
İst. Kültür Üni. Temsilcisi


Kayıt: 13 Eyl 2007
Mesajlar: 97

 MesajTarih: Pzr Ksm 04, 2007 6:24 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder Back to top

devamini merakla bekliyorum....su an icin altanin hakli oldugu kanatindeyim...
 
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
UÇURUM
Çalışkan Demokrat (Puanı: 60)


Kayıt: 11 Eyl 2007
Mesajlar: 281
Konum: özümden

 MesajTarih: Pzr Ksm 04, 2007 6:30 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder Back to top

Kişisel muhabbete dönük gibi geldi Laughing Laughing silinmesi gerekmez ama,kalmalı Wink

_________________
VE SONUNDA ANLIYORDU KAHİN.HEP DEĞİŞEN DALGALAR HİÇ DEĞİŞMEYEN DENİZİN TEK GERÇEĞİYMİŞ...

(Cumhuriyetimizin ilk sözü laiklik değildir,Cumhuriyetimzin ilk sözü ''KAHROLSUN EMPERYALİZM''dir..)
 
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
alierdos
Çalışkan Demokrat (Puanı: 60)


Kayıt: 11 Ekm 2007
Mesajlar: 272
Konum: oralarda bi yerlerde

 MesajTarih: Pts Ksm 05, 2007 10:47 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder Back to top

altan ve ekşi'in şahsi münakaşası gibi.

devamı bence gereksiz..

laf yarine fikir üretmek gibi bişi söyleyesim var ya.. millete faydası olmayan bir kilisenin iki papazı diyesim de var..

_________________
tüm savaş meydanlarını tek başına doldurabilmek..
 
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Siyaset ve Düşünce Forumu Forum Ana Sayfa -> Köşe Yazıları Tüm zamanlar GMT + 4 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız



Toplist site ekle iyi hit siteler Düşünce Toplistim Site Ekle Bedavahit.com Site ekle Ana Sayfam Yap Web Stat

Cobalt 2.0 v2.0.3 phpBB theme/template © 2002-2006 Jakob Persson (readme) (forumthemes/bbstyles)

Powered by phpBB © 2001, 2002 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu


Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.074