Kaç tanesin bilmem evrenin kara peçesinde!
Anlamak seni ikindi yağmurunda,
Acemi annelik sanki yüreğime;
Sana vurdukça avuntularım,
Bıçak izleri ışıldıyor gözlerimde.
Şimdi bir yerlerde sen açılıyor,
Bana kaçıyor hasretin tüm ikindileri...
Canın yanar mı gerçekten
Benim soytarı cümlelerimde?
Yargıladıkça beni çıkmazlarında,
Kırpabildin mi ateşimi, hayatın saçından?
Hiç bir saç uzun değil artık!
Makas şöhretli bir dost sancısı,
Tek hamlede kanadım köklerimden...
Kaç tanesin bilmem ülkemin dehşetli güneşinde!
Sabahlara çıkabilmek için,
Varlığına sığınış resimleri ısıtırım.
İçime alaca demler salınır,
Her biri nefesime değnek...
Çektikçe içime inancım artar;
Arttıkça ufalır sevdanın hiçliği...
Yazamadıklarım, günahlarına gebe;
Hissediyorum cenini!
Sızılar azar özlemin hazzından şımararak
Ve doğum hep ertelenir başka dünyalara.
Kesilse manidar tuzakların, biterim!
Sende düğümler atılmasa kuşumun kanadına,
Boş özgürlük mezarlarını neyleyim...
Ben tanesin cinnet rakamlarında
BİLİYORUM!
İçim büzüldükçe sende,
Tüm ilham sahneleri açılıyor bende.
Hasretini emdikçe büyürken,
Saçaklı düşler kuruluyor ilk adımıma...
Yamaçlarıma bir "sen" umudu takıp,
Nefesimi kutsuyorum;
Ben nefes aldıkça varsın
UNUTMUYORUM!
Bu yüzden ölümsüzlüğe
Cümleler doğuruyorum...