Dünkü konuya kaldığımız yerden devam edelim: Kosova, Sırbistan'dan bağımsızlık ilan etmeye hazırlanıyor. Öte yandan Bosna-Hersek'e bağlı Sırp Cumhuriyeti, Sırbistan'a iltihak etmeye hazırlanıyor. Önümüzdeki aylarda Balkanlar fena halde ısınabilir. Kosova ve Bosna-Hersek'te silahlı çatışmalar çıkabilir. Türkiye, bu süreçte Kosovalı ve Bosnalı kardeşlerinin arkasında olduğunu net bir şekilde ortaya koymalı. Nasıl mı? Şöyle:
Devlet, Kosovalı Arnavut idarecilere, “Biz bu işte sizinle beraberiz. Bağımsız Kosova fikrini resmen savunmamız ve Sırbistan'la savaş durumunda Kosova'nın yanında yer alacağımızı resmen beyan etmemiz şu aşamada bazı dengeler bakımından mümkün değilse de, irademizin bu yönde olduğunu bilmenizi isteriz. Bize ihtiyaçlarınızı bildirin, elimizden geldiğince karşılayalım” diyecek… Halen Kosova'da faal olan Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Daire Başkanlığı, Diyanet Vakfı ve elbette Prizren'deki Türk askerî birliği, Kosova yönetiminin 'olağanüstü' ihtiyaçlarını karşılamak üzere 'teyakkuz'a geçirilecek… Öte yandan İHH ve Deniz Feneri gibi gönüllü yardım kuruluşları, savaş ihtimaline karşı, Kosova'yı behemehal yardım bombardımanına tutacak; başta Priştine olmak üzere bütün Kosova şehirlerindeki depolara temel gıda maddeleri yığacak; Kosovalı yöneticilere “Her ahval ve şeraitte yanınızdayız. Bu yardımları savaşa hazırlıksız yakalanmayasınız diye getirdik, ama savaş çıkmasa da hepsi helal i hoş olsun, garibana dağıtırsınız” diyecek… Böylece, emperyalistlerin Arnavutlara aşılamaya çalıştığı Türkiye düşmanlığı -ve genel olarak İslam dünyası düşmanlığı- fitnesi boğulacak, Türkiye ile Kosova arasında sağlam bir dostluk bağı kurulacak ve bu arada Kosova'daki Arnavut-Türk gerginliği potansiyeli de yok olacak inşaallah.
Yeri gelmişken, birkaç hafta önceki Kosova ziyaretinde bu yönde bir misyon ifa eden Büyük Birlik Partisi lideri Muhsin Yazıcıoğlu'na “Allah razı olsun” demek isterim. Yazıcıoğlu, Kosova Başbakanı Agim Çeku ile görüşmesinin ardından nefis bir açıklama yapmıştı. Demişti ki: “Kosova ve Türkiye'yi tek millet-iki devlet olarak görüyoruz. Kosova'nın kaderiyle çok yakından ilgileniyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türkiye vatandaşları ve hususen BBP olarak Kosova'nın bağımsızlığını savunuyoruz. Bağımsızlık mücadelesinde sizin yanındayız. Herhangi bir şekilde bağımsızlığınızı ilan etmeniz durumunda TBMM'ye bu bağımsızlığın tanınması için ilk önergeyi vereceklerden birisiyim. İnanıyorum ki, TBMM alkışlarla Kosova'nın bağımsızlığını kabul edecektir.” Resmi olmaması hasebiyle Türkiye'ye uluslararası sonuçları olabilecek bir 'sorumluluk' yüklemeyen, ama psikolojik etkisiyle Türkiye-Kosova ilişkilerinin 'selametine' büyük katkısı olan bir beyanat. Allah -Azze ve Celle- sizden razı olsun, Muhsin Başkan.
Bugünlerde Bosna'da da boy göstermek lazım. Kosova'yla ilgili 'diplomatik hassasiyetler' burada sözkonusu olmadığına göre, Bosna'ya Başbakan Erdoğan veya Cumhurbaşkanı Gül'ün gitmesi lazım. Bosna-Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi'nin Boşnak üyesi Haris Silayciç'i de Türkiye'ye davet etmek lazım. Bosna topraklarının yarıya yakınını Sırbistan'a bağlamaya hazırlanan Çentiklere (Sırp faşistlerine) karşı Boşnak kardeşlerimize en üst düzeyde destek vermek lazım.
Sırbistan'a bağlanmak istenen toprakların önemli bir kısmı kadîm Boşnak yerleşim birimlerinden oluşuyor. Üstelik, Bosna-Hersek devletini oluşturan iki “entite”nin (yani Boşnak ve Hırvat nüfusun ağırlıkta olduğu “Bosna-Hersek Federasyonu” ile Sırp nüfusun ağırlıkta olduğu “Sırp Cumhuriyeti”) toprakları yer yer iç içe geçmiş vaziyette. Çekler ve Slovaklar gibi “burası benim, orası senin; haydi ayrılalım” deyip ağız tadıyla ayrılmak mümkün değil. Ortada fevkalade 'girift' bir harita var. Bölünme sözkonusu olursa bir sürü köy, kasaba ve şehir için uzun uzun müzakere etmek, belki de savaşmak gerekecek.
Türkiye, Boşnakların hamisi olduğunu, her ahval ve şeraitte bütün imkânlarıyla beraber Boşnakların yanında yer alacağını açıkça beyan etmelidir. Belgrat'a üstü örtülü veya örtüsüz uyarılarda bulunmalıdır. 1992-95 yıllarında meydana gelen Boşnak soykırımındaki sorumluluğunu hatırlatarak Birleşmiş Milletler'e de uyarılarda bulunmalıdır. Ve elbette Sırpların hâmisi Rusya'ya…
Bu uyarıların etkili olabilmesi için İslam dünyasında -İran ve Suudi Arabistan'ın mutlaka yer alacağı- bir blok oluşturmak için bir an evvel harekete geçmelidir Türkiye. Enerji başta olmak üzere bütün kartlar masaya yatırılarak, Boşnakları satmanın “uluslararası toplum”a bu defa çok pahalıya mal olacağı ortaya konulmalıdır.
Bugünden tezi yok; Türkiye, fırtınaya hazırlıksız yakalanmamak için derhal inisiyatif alarak Bosna konusunda 'lobi' faaliyetlerine başlamalıdır.