Eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz ile dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer'in arası açıktı. Sezer'in cumhurbaşkanlığı söz konusu olduğunda, Gürüz, onun, o göreve gelmemesi için elinden geleni yaptı. Ama başarılı olamadı. Sezer de tüm bu gelişmeleri yakından izledi ve Çankaya Köşkü'ne çıktığında Gürüz'e hiç yüz vermedi. Kızgınlığı onunla da sınırlı kalmadı. Adeta üniversitelere de küstü. Zaman zaman da ne dediyse tam tersini yaptı. Sezer ve üniversiteler-YÖK deyince işte ilk aklıma gelenler:
YÖK, rektörlük seçimlerinde en fazla oyu alanı listedışı bırakınca, demokrasi dersi verdi. En çok oy alanların rektör olması gerektiğini vurguladı. Ama, bu süreci en fazla ihlal eden kendisi oldu.
Makamlara hak edenlerin gelmesi gerektiğini söyledi, ama YÖK üyeliğine yaptığı ilk atamalarda aradığı tek ölçüt, İki Kemal'e karşı olanları, yani Alemdaroğlu ve Gürüz'ü sevmeyenleri YÖK üyeliğine atamak oldu.
Daha önceki cumhurbaşkanlarının her yıl düzenli olarak gerçekleştirdiği rektörlere Çankaya davetini kaldırdı. Üniversite ziyaretlerini, birkaç açılışa katılma dışında minimuma indirdi.
Anayasal bir kuruluş olan vakıf üniversitelerine hep karşı oldu.
Üniversite sorunlarıyla uzaktan yakından ilgilenmedi. Bu konuda hükümetler nezdinde girişimde bulunmadı...
Gül farklı mı?
Peki Sezer gitti, yerine Gül geldi. Ne değişti? Neler değişecek? Yapılan vaatlere ve atılan ilk adımlara bakıldığında, belki erken diyeceksiniz ama değişen hiçbir şey. Sanki nasıl başladıysa öyle gidecek gibi...
Gül'ün ayağının tozuyla gerçekleştirdiği ilk iki icraattan biri, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi rektörlüğüne, ikincisi de YÖK üyeliğine yaptığı atama.
Gül de Sezer gibi hep demokrasiden söz etti. Demokratik kuralların işletilmesi gerektiğini vurguladı. Seçmenin verdiği karara saygı duyulması gerektiğini anlattı. Peki ne yaptı? Seçimlerde en yüksek oyu alan kadın aday Prof. Dr. Gaye Usluer'i değil, ikinci sıradaki Prof. Dr. Fazıl Tekin'i rektörlüğe atadı. O da hiç ummadığı anda kafasına konan talih kuşu için Gül'e minnettarlığını açıkladı! Amaç da sanki buydu.
İkinci atama ise YÖK üyeliği içindi. Hükümet adına yapılan bir atama. Gül bu konuda da bazı kurumların siyasallaşmasına izin verilmeyeceğini söylemişti. Daha önce yapılan hataların tekrarlanmayacağını açıklamıştı. Ama görünen o ki, "Hükümetin Çankaya noteri olacak" iddialarını göz ardı etmişe benziyor.
Hükümet tarafından YÖK üyeliğine aday gösterilen, Çankaya tarafından da ataması yapılan Prof. Dr. Yunus Söylet, AKP yanlısı olarak biliniyor. Çevresince seviliyor, sünnetçi profesör olarak tanınıyor. Örgütçü bir isim. Söylet'le ilgili arama motorlarına girdiğinizde müthiş bir haber çeşitliliği var. İşte bir haber:
"Tabip Odası'nda iktidar savaşı
Dünyanın en büyük tabip odalarından biri olan İstanbul Tabip Odası'nın yaklaşan seçimi büyük bir rekabete sahne olacak gibi görünüyor. AK Parti tarafından desteklenen Hekim Hakları grubu, etik olmayan yollarla odaya üye kaydettirmekle suçlanıyor. (16 Mart 2006, NTV MSNBC)"
Peki o dönemde bu grubun liderliğini kim yaptı? Yunus Söylet. Seçimde ekibi kazanamadı, ama kendisi yönetime girdi. Başbakan Erdoğan'a yakın bir isim. Tercih edilmesi de bu yüzden.
Her hükümetin kendisine yakın isimleri çeşitli kurullara atamasından daha doğal bir şey olamaz. Ama, YÖK ve Anayasa Mahkemesi gibi kurumlar var ki, bunların partiler üstü bir konumda olması gerekir. Parti yandaşlarından çok, o işin ehli isimlerin atanması gerekir. AKP, bugüne kadar hep böyle demiyor muydu?
Peki, şimdi ne oldu da dün eleştirdiklerini bugün yapar hale geldiler? Herhalde bu sorunun cevabı: Gücü eline geçiren istediği gibi kullanır. Gerisi hikâye.
Özetin özeti: Hükümetler gelir gider. Kadrolaşır. Ama Çankaya farklı. Süzgeç işlevini yitirip noter durumuna düşerse eleştiri oklarının hedefi haline gelebilir. Gül, değiştiğini lafla değil, icraatlarıyla da göstermelidir...
Abbas GÜÇLÜ