Siyaset ve Düşünce Forumu Forum Ana Sayfa Siyaset ve Düşünce Forumu
www.siyasetvedusunce.net / www.hukukcugenc.com


Cengiz Çandar / Lübnan'ın Eylül'ü Türkiye'nin Nisan'ı

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Siyaset ve Düşünce Forumu Forum Ana Sayfa -> Köşe Yazıları
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
gerçek aydın
Koşan-Umut Vaad Eden Demokrat (Puanı:40)


Kayıt: 02 Eyl 2007
Mesajlar: 143

 MesajTarih: Prş Eyl 27, 2007 1:11 am    Mesaj konusu: Cengiz Çandar / Lübnan'ın Eylül'ü Türkiye'nin Nisan'ı Alıntıyla Cevap Gönder Back to top

Eylül’de Lübnan’da bulunmak, Nisan’ı Türkiye’de yaşamak gibi. 2007 yılında, “olmayacak bir şey”i yaşamak, “aynı suda iki kez yıkanmak” gibi bir şey.

“Cumhurbaşkanı seçim krizi” tecrübesi geçirmiş, üçte iki ne, 367 ne demek, bunlar Cumhurbaşkanı seçtirmemek için nasıl kullanılır öğrenmiş, “uzlaşma”nın büyülü bir sözcük haline getirilerek “siyasi pazarlık”, daha doğrusu eski egemenlerin isteğine göre isim belirlenmesi anlamında telaffuz edildiğini yaşamış .biri olarak Lübnan’dayım.

Lübnan, 25 Eylül günü, Türkiye’nin 27 Nisan’da yaşadığının, bir benzerinden öteye, neredeyse aynısını yaşadı. Muhalefet, Cumhurbaşkanı seçimi için Parlamento oturumuna katılmadı. Yani, Hizbullah, Cumhurbaşkanı seçimini, CHP gibi “boykot” etti. Meclis Başkanı Nebih Berri, Cumhurbaşkanı’nın seçilmesi için Meclis’in bir sonraki toplantısını 23 Ekim’e erteledi.

Lübnan Parlamentosu’nda 128 sandalye var. Cumhurbaşkanı, ilk turda üçte iki çoğunlukla seçilmek zorunda. Lübnan’da Suriye’nin askeri varlığını sona erdirmesine yol açan (2005) büyük halk gösterilerinin zirve yaptığı gün olan 14 Mart sözcükleriyle anılan parlamento çoğunluğu, bir başka deyimle “siyasi iktidar” 68 sandalyeye sahip. Meclise tam kadro katıldılar. Hatta, oturumda 75 kişi vardı. Ama, Nebih Berri, “üçte iki çoğunluk yok” diye oturumu resmen açmadı ve 23 Ekim’e erteledi.

Yani, tıpkı bizim 27 Nisan gibi, “toplantı yeter sayısı” ile “karar sayısı”nın 367 olarak hesaplanması ile aynı durum. Ve, yine bizimkine benzer biçimde, çeşitli hukuki yorumlara uygun bir “siyasi kriz” hali. Çünkü, üçte iki çoğunluk Cumhurbaşkanı seçiminin ilk turunda gerekli. Daha sonraki turlarda aranmıyor. Dolayısıyla, 25 Eylül günü, Lübnan Meclisi’nde seçim turları başlamamış, Meclis sanki toplanmamış gibi addedileceği için, 23 Ekim’de yine üçte iki çoğunluk aranacak. 23 Ekim, “ilk tur” muamelesi görecek.





*** *** ***



Benzerlikler daha var. Saad Hariri ve Velid Cunblat gibi liderleri olan “14 Mart güçleri”, yani “Çoğunluk”, yani Fuat Siniora hükümetinin dayanağı olan parlamento grubu, basit çoğunlukla Cumhurbaşkanı seçebileceğini iddia ediyor. Buna karşılık, 24 Kasım’da görev süresi bitecek olan ve “Suriye’nin adamı” olarak bilinen görevdeki Cumhurbaşkanı Emile Lahoud, o tarihe dek Cumhurbaşkanı seçilemezse, görevini bırakmayacağını ve Genelkurmay Başkanı Michel Süleyman’ı yeni hükümeti kurmakla görevlendireceğini bildiriyor.

Bütün bunlar, “siyasi kriz”in “iç savaş” boyutlarına tırmanması ihtimalini taşıyor. 1975-90 yılları arasında, eski Yugoslavya istisna edilirse, 20.Yüzyıl’ın en amansız, en kanlı iç savaşını yaşamış olan Lübnan, bunun ne demek olduğunu herkesten daha iyi biliyor.

O nedenle, Lübnan’da Cumhurbaşkanı seçimi için kullanılan “uzlaşma” sözcüğü, buradaki Arapçası ile “tevafuk” ve bu “tevafuk”a ulaşabilmek için, iktidar ve muhalefet grupları arasında “teşavür” yani danışma (istişare, müşavere gibi sözcüklerle akraba) birlikte kullanılıyor ve Türkiye’deki yakın geçmişte kullanıldığından daha güçlü bir vurgu taşıyor. Çünkü, bunun alternatifi, Lübnan’ın mazisi ve gelecek ihtimalleri göz önüne alındığında “kanlı iç savaş” demek.

Ancak, Lübnan öyle bir ülke ki, her erteleme, her “tevafuk” arayışı ve bu amaçla “teşavür”, insanları daha da gerginliğe sevkediyor. Zira, aradan geçecek süre içinde, mutlaka kanlı gelişmeler olacağı tahmin ediliyor. Yani, Suriye’nin rahat durmayacağı. Lübnanlıların kendi sorunlarını çözmesine izin vermek istemeyeceği seziliyor.

Şam’dan yapılan resmi yalanlamalar bir yana, Refik Hariri’nin ölümünden yani Şubat 2005’ten bu yana ülkenin “Suriye karşıtı” olarak bilinen 8 önemli şahsiyetinin öldürülmesinin ardında kimin olduğu Beyrut’ta tartışılmayan bir konu. Bunların bazıları “Çoğunluk” milletvekilleri idi ve bunlardan biri Antoine Ghanem, daha geçen hafta öldürüldü.

Üç milletvekili daha öldürülse, “14 Mart güçleri” ya da buradaki ifadeyle “El-Ekseriyye” yani “Çoğunluk”, çoğunluk olma özelliğini yitirecek. Nitekim, “Çoğunluk” grubu lideri Saad Hariri’nin “Şam’daki’ Başşar Esad rejimi”nin adını vererek, “Irak’taki Saddam rejimi gibi yıkılması gerektiği”ni açık açık söylemesi, artık “oyun”un giderek açık oynandığının göstergesi.

Bu yüzden, “Çoğunluk” milletvekilleri ve yandaşları, başta Refik Hariri’nin oğlu Saad Hariri, olağanüstü güvenlik tedbirleri içinde yaşıyorlar. Korkuları, Suriye kaynaklı suikastlar.

Bu süreç, Cumhurbaşkanlığı konusunda Suriye’deki yeni Baas rejimi ile Refik Hariri, Emile Lahoud’un süresinin uzatılması konusunda ters düştüğünde ve bu ters düşmeyi Refik Hariri, canıyla ödeyince başladı.

Cumhurbaşkanlığı seçimi, Türkiye siyasi tarihinde nasıl bir yer tutuyorsa ve ne anlamlar içeriyorsa; beş aşağı beş yukarı Lübnan’da da öyle.





*** *** ***



Lübnan’ın önünde şimdi bir aya yakın, bir “teşavür” yoluyla “tevafuk”a yani bir Cumhurbaşkanı ismi üzerinde “uzlaşma” çabalarıyla ulaşma vakti var. Korkulu bir ay, zira Suriye’nin kozlarını “kanlı” gelişmeleri tetikleyerek oynamasından korkuluyor. Beyrut’un herhangi bir yerinde park halindeki bir araba, bir “suikast aracı” gibi görülerek kuşku konusu;,“Çoğunluk”a mensup milletvekilleri ve yandaşlarının her biri, “suikast hedefi” olmaktan kaygılanıyor.

Peki, bütün bu kaygıların önüne geçecek bir “uzlaşma” sağlanamaz mı?

Burası Lübnan. Ortadoğu’nun aynası. Ortadoğu’yu şekillendirmek isteyen “baş aktörler”, ABD, Fransa, İran Suriye ve S.Arabistan, ayrıca ABD üzerinden tabii ki, İran ve Suriye’nin hasmı olarak dolaylı biçimde İsrail, yine dolaylı biçimde “Sünni Arap dünyası”nın “siyasi lideri” olarak kendini görmek isteyen Mısır; Lübnan üzerinde ve Cumhurbaşkanı tercihi konusunda çekişiyorlar. Bu nedenle, Lübnanlıların “uzlaşma”ya varması kendi başına bir anlam taşımıyor.

“Uzlaşma” demek, öncelikle, ABD ile İran’ın bir isim üzerinde “uzlaşma”sı ve eğer uzlaşabilirlerse, giderek, İran’ın Suriye’ye bu “uzlaşma”yı kabul ettirebilmesi demek.

Bütün bunlar, Ortadoğu’yu ve Lübnan’ı bilmeyenler için hayli “karışık”; biliyorum. Hele, Türkiye, tam da medyadan ateşlenen ve kendi cehaletleri ve budalalıklarını topluma egemen kılmak isteyenlerin sürdürdüğü bir kampanyanın kıskacına alınmışken, bunları anlatmak daha da zor. Bunu da biliyorum.

Böyle bir zaman diliminde Lübnan’da bulunmaktan memnunum. Buradan Türkiye’ye anlatılacaklar var. Yarın Lübnan ve Ortadoğu ile devam edeceğiz...
 
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Siyaset ve Düşünce Forumu Forum Ana Sayfa -> Köşe Yazıları Tüm zamanlar GMT + 4 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız



Toplist site ekle iyi hit siteler Düşünce Toplistim Site Ekle Bedavahit.com Site ekle Ana Sayfam Yap Web Stat

Cobalt 2.0 v2.0.3 phpBB theme/template © 2002-2006 Jakob Persson (readme) (forumthemes/bbstyles)

Powered by phpBB © 2001, 2002 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu


Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.047