İdeolojisiz anayasa
TÜSİAD'ın talebiyle 1992 yılında hazırlanan "Yeni Bir Anayasa İçin" adlı akademik çalışma metnini dün görebildim. Prof. Erdoğan Teziç gönderdi. Sayın Teziç başkanlığında, merhum Bülent Tanör'den başka Süheyl Batum, Necmi Yüzbaşıoğlu, Fazıl Sağlam gibi tanınmış akademisyenlerin hazırladığı metin.
Şöyle diyor:
"Tek Parti döneminde devletin resmi ideolojisini oluşturan Kemalist ilkeler, ulusal devletin yapılanmasında ve ulusal birliğin sağlanmasında bir aşamayı simgelemektedir.
Ancak Atatürk'ün nihai hedefi Batı tipi liberal demokrasidir. Liberal demokratik rejimlerde devletin bir resmi ideolojisi olamaz..."
Önemli bir tespit daha yapıyorlar:
"Türkiye'nin bugünkü gelişme düzeyi ve içinde bulunduğu aşama bireylerin kendilerine güvendiği bir sivil topluma geçiş dönemidir..."
Doğru... Yaşamakta olduğumuz gerilimler, işte bu anayasal ve toplumsal düzeydeki 'geçiş dönemi'nin sancılarıdır.
Reform ve statüko çatışması, geçiş döneminde olduğumuz içindir.
En netameli kavram da özgürlüktür! Kimler özgürlüğe layıktır!?
'Onlar' özgür olamaz!
Felsefi düzeyde iki akım çatışır: Liberal gelenekte herkes özgürlüğe layıktır.
Jakoben gelenekte ise Robespierre'in deyimiyle "sadece cumhuriyetçiler" yurttaşlığa ve özgürlüğe layıktır! "Kralcılar, komplocular, onun gözünde yabancı, daha doğrusu birer düşmandan başka şey değildir." (Devrimin Bağrından, sf. 98)
'Ilımlı' Danton'un, bilimci Lavoisier'nin kafasını böyle diyerek kestiler!
Bizde, 1930 sonbaharında liberal Serbest Fırka kapatıldığında, Yakup Kadri şöyle yazıyordu:
"...İnkılâp zümresine mensup bütün vatandaşlar bu haklardan ve bu hürriyetlerden istifade edecektir. FAKAT mürtecilere, halkın ıstırabını istismar eden demagoglara, haçlarını koyunlarında taşıyan hacılara, inkılâp müesseselerini taşlıyan sokak serserilerine söz söylemek, bağırıp çağırmak müsaadesini asla vermiyeceğiz, asla vermemeliyiz!" (Milliyet, 22 Kasım 1930)
On gün sonra hapse atılacak yazar Arif Oruç ne mürteci ne de sokak serserisiydi! Kapatılacak Türk Ocağı, laik Türk Kadınlar Birliği, solcu Kadro dergisi de öyle.
Evet, devrimler toplumu ve bireyi özgür bırakamaz! Ama bunun sürekli olamayacağını İsmet İnönü daha 1946'da Faik Ahmet Barutçu'ya anlatmıştı.
Geçiş dönemi
Fransa istikrarlı liberal demokrasiye ulaşıncaya kadar dört defa cumhuriyeti yıktı, iki defa krallığı, iki defa imparatorluğu geri getirdi! Kan gövdeyi götürdü! "Geçiş dönemi" çok uzun ve kanlı oldu.
Neticede Fransa, devrimin "cumhuriyet, laiklik, üniter devlet, yurttaş" gibi değerlerini liberal demokrasiye uyarlayarak ve ekonomik gelişmeyi sağlayarak kavgalardan kurtuldu, istikrara kavuştu.
Türkiye de hem anayasal hem toplumsal düzeyde köklü ve önüne geçilemez bir değişim, bir "geçiş dönemi" yaşıyor.
Onun içindir ki, "ideolojisiz anayasa" fikri yaygınlaşıyor; artık sivil toplum etkin hale geliyor, "zenciler" de özgürlük diyor.
Bu, modernleşmemizin yeni aşamasıdır.
Değişimin temel dinamiklerine bakmadan korkuları kışkırtarak, "biz, gerçek yurttaşlar" nutukları atarak, cepheleşerek bu anayasal ve toplumsal "geçiş dönemi"ni kolay aşamayız; liberal demokrasiyle yönetilen, barışık, kalkınmış bir toplum olamayız.
Biraz itidal, biraz soğukkanlılık...